Sağlık alanındaki akademik kadro ilanları ve lisansüstü programlarda aranan bazı özel şartlar, liyakat tartışmasını yeniden alevlendirdi. Paramedik bölümüne mühendislik mezunlarının, tıbbi sekreterlik alanına ise farklı disiplinlerden mezunların başvurusunun önünü açan kriterler tepki çekiyor. Sağlık çalışanları ise “Alanında eğitim alanlar neden kendi alanlarında akademik kadro için yarışamıyor?” diye soruyor.
personel sağlık - özel haber
Sağlık sektöründe yıllardır tartışılan liyakat ve adalet sorunu, bu kez akademik kadrolar üzerinden gündemde.
Bir tarafta sağlık alanında lisans eğitimini tamamlayan, mesleki deneyim kazanan ve akademik kariyer yapmak isteyen binlerce kişi bulunurken, diğer tarafta bazı akademik kadro ilanlarında ilgili sağlık alanıyla doğrudan bağlantısı bulunmayan bölümlerden mezun adayların da başvurabilmesine imkân sağlayan şartlar dikkat çekiyor.
Bu durum, sağlık çalışanları arasında ciddi soru işaretlerine neden oluyor.
Paramedik kadrosuna mühendislik şartı
Tartışmanın son örneklerinden biri paramedik eğitimi veren akademik kadrolarla ilgili.
Paramedik öğrencilerine mesleki bilgi ve beceri kazandırması beklenen akademik kadrolarda, mühendislik alanlarından mezun kişilerin başvurusuna imkân veren şartların oluşturulması, sağlık camiasında tepkiyle karşılanıyor.
Ortaya çıkan tablo şu soruyu gündeme getiriyor:
Paramedik eğitiminde akademisyen olmak için paramedik veya sağlık alanında eğitim almak neden yeterli bir öncelik değil?
Sağlık çalışanları, mühendislik eğitiminin kendi alanında son derece değerli olduğunu kabul etmekle birlikte, bunun paramedik eğitimi veren bir akademik kadro açısından hangi gerekçeyle tercih edildiğinin kamuoyuna açık şekilde ortaya konulmasını istiyor.
Tıbbi sekreterlikte de benzer tablo
Tartışmalar bununla da sınırlı değil.
Sağlık hizmetlerinin önemli bir parçası olan tıbbi sekreterlik alanında da alanla doğrudan bağlantısı bulunmayan lisans programlarından mezuniyetlerin akademik kadro veya lisansüstü eğitim şartlarında kabul edilmesi, “alan yeterliliği” tartışmasını beraberinde getiriyor.
Sağlık alanında yıllarca eğitim gören adaylar açısından ortaya çıkan tablo ise oldukça dikkat çekici:
Alan mezunu olmak, akademik kadroya başvurabilmek için her zaman belirleyici değilken, alan dışından gelen adaylara farklı kapıların açılması nasıl açıklanacak?
Yüksek lisans şartları da tartışılıyor
Liyakat tartışmasının bir başka ayağını ise yüksek lisans ve diğer lisansüstü eğitim programlarında belirlenen şartlar oluşturuyor.
Bazı programlarda, bölümün niteliğiyle doğrudan bağlantısı tartışılan özel koşulların bulunması, adayların kafasında yeni soru işaretleri oluşturuyor.
Özellikle sağlık alanında akademik kariyer yapmak isteyen kişiler, yıllarca kendi meslek alanlarında eğitim aldıktan sonra akademik ilerleme noktasında karşılarına çıkan şartların neden alan dışındaki adaylara da açık olduğunu sorguluyor.
Burada tartışılması gereken yalnızca bir kişinin akademik kadroya atanması değil.
Asıl mesele, kadro ve eğitim şartlarının nasıl belirlendiği.
"Kişiye göre kadro" algısı neden oluşuyor?
Akademik ilanlarda belirlenen kriterlerin objektif olması, kadronun ihtiyaçlarıyla doğrudan bağlantılı bulunması ve tüm adaylara eşit fırsat sunması gerekiyor.
Ancak alan dışı mezuniyetlere açık kapı bırakan, buna karşılık ilgili alanda eğitim almış adayları avantajlı hale getirmeyen ilanlar, kamuoyunda ister istemez “Bu şartlar neden böyle belirlendi?” sorusunu doğuruyor.
Ortada gerçekten kişiye özel bir düzenleme bulunup bulunmadığı ise ilgili kurumların açıklaması ve ilanların objektif kriterler üzerinden değerlendirilmesiyle ortaya konulabilir.
Fakat kişiye özel kadro yapıldığı yönündeki algının dahi oluşması, akademik kurumların şeffaflığı açısından başlı başına üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.
Sağlık eğitiminde bunun bedelini kim ödeyecek?
Tartışmanın en önemli boyutu ise sağlık eğitiminin niteliği.
Paramedik, tıbbi sekreterlik, hemşirelik ve diğer sağlık programlarında eğitim verecek akademik kadroların niteliği, doğrudan doğruya geleceğin sağlık çalışanlarının eğitimini etkiliyor.
Bu nedenle sağlık çalışanlarının beklentisi yalnızca “kadrolar adil dağıtılsın” değil.
Beklenti aynı zamanda şu:
Alanında yetişmiş, akademik yeterliliğe sahip ve mesleğin gerçek ihtiyaçlarını bilen kişiler akademik kadrolarda görev alsın.
Çünkü akademik kadro bir makamdan ibaret değil.
O kadroda görev yapan kişi, yarının sağlık çalışanlarını yetiştiriyor.
Bu nedenle sağlıkta akademik kadroların belirlenmesinde liyakat, alan yeterliliği, akademik başarı ve mesleki deneyimin temel kriterler olması gerektiği yönündeki beklenti giderek güçleniyor.
Aksi halde yıllarca emek vererek eğitim alan sağlık çalışanlarının önüne çıkan tablo, yalnızca bir kariyer meselesi olmaktan çıkıyor.
Adalet duygusunu ve akademiye olan güveni doğrudan ilgilendiren bir meseleye dönüşüyor.




