Yaşadığını söyleyen, söylediğini yaşayan ve bu nedenle de sanatı, deyim yerindeyse yaşamının aynası olan Neşet Ertaş'ın, her biri diğerinden farklı özellikler barındıran sanat dönemlerini dört bölümde ele almak mümkündür. Bunlar; Çıkış Dönemi, Geçiş Dönemi, Kendini Bulma/Olgunlaşma Dönemi ve Olgunluk Dönemi biçiminde sınıflandırılabilir. Ertaş'ın tüm yaşantısını kaplayan ve her birinin kendi içerisinde farklı yanları bulunan bu dönemler, gerek yaşamına gerekse bu yaşamın yansıması olan sanatına ilişkin çeşitli yaklaşımlar, deneyimler ve üretimler içerir.
Çıkış dönemi, Neşet Ertaş'ın varlığını ilk olarak ortaya koyduğu, Muharrem Ertaş, Bayram Aracı ve Ahmet Gazi Ayhan'ın yoğun etkilerinin görüldüğü dönemdir. Çocukluktan gençliğe geçtiği ilk gençlik yıllarını kapsayan ve kısa süren bu dönemde, Neşet Ertaş'ın, Bayram Aracı'nın sazı ve sesini taklit derecesinde yansıttığı görülür. Bu durum; o sıralarda hemen herkes gibi onun da Bayram Aracı'ndan etkilenmiş olmasının yanında, Ankara'ya yerleşmesi nedeniyle burada varlığını ortaya koyabilme adına, iş ortamında geçerli olan Aracı tavrı ve eserlerini seslendirme zorunluluğundan kaynaklıdır.
Ertaş'ın, daha o zamanlardan başlayarak ustalık yolunda yüksek bir performans sergilediği bu dönem; gerek içerisinden yetiştiği sanat geleneği, gerekse ustası Muharrem Ertaş'tan kaynaklı donanımın derin izleri yanında, kişisel tavrının ilk filizlerinin boyatmaya başladığı dönemdir. Neşet Ertaş'ın, ekmek kaygısı nedeniyle, vardığın yere uyacaksın deyimi çerçevesinde tanımladığı ve bu döneme damgasını vuran yaklaşımı sonucu; piyasa tarzının kendi gerçek sanatsal ifadesinin üzerini örttüğü zamanlardır bunlar. Şehir ağzı abartılı bir Türkçe kullanımı, gelenek dışı vokal ifadeler ve öykünmeler içeren saz icrası bu dönemin tipik yansımalarıdır. Ancak, Ankara sahnelerindeki iş ortamı gereği oluşan ve kısa zamanda aşılan bu dönemde; gerek çalıp-söyleyişi, gerekse kişisel yaratımlarının üzerini kaplayan bu örtünün altında, aşiretinin binlerce yıldır akıp gelen soylu geleneği tüm görkemi ile gizlidir. Ankara sahnelerinin o dönemde yozlaşmaya başlamış ortamında, kısa sürede tutunup varlığını ortaya koyabilmesinin sırrı da buradadır.
Bu dönemde Ertaş'ın müzik dağarcığı; daha çok türküler, uzun havalar, oyun havaları ve az sayıdaki bozlaklardan oluşmaktadır.
Geçiş dönemi, Neşet Ertaş'ın, etkisi altında kaldığı Muharrem Ertaş dışında, başta Bayram Aracı olmak üzere Ahmet Gazi Ayhan'ın etkisinden sıyrılarak kendi özgün sanat kişiliğini oluşturmaya başladığı dönemdir. Yaptığı plaklar ve radyo programları sonucu oluşan yeni iş ortamı nedeniyle Ankara sahnelerinde bürünmek zorunda kaldığı üsluptan sıyrıldığı bu dönem, aynı zamanda kendi sanat geleneğine de yöneldiği dönemdir.
Neşet Ertaş'ın kendi toprağı sayılabilecek yörelerde sık sık düğünlere gitmeye başladığı, böylelikle hem Bayram Aracı tavrından sıyrılma hem de aşiretinin müziğine yönelme şansı bulduğu bu dönemde, gerek sazında ve sesinde, gerekse çalıp-söyleyişinde özgün kimliğiyle ilgili derin çizgiler ortaya çıkmaya başlamıştır. Şehir ağzı abartılı Türkçe kullanımından uzaklaşarak geleneksel Türkçe'yi öne çıkarması, gelenek dışı vokal ifadeler yerine daha özgün anlatımlara yönelmesi, ses tonunda beliren ton çeşitliliği ve öykünme içeren saz icrasından sıyrılarak kendi tavrını belirginleştirmesi bu dönemin en önemli yansımalarıdır.
Daha önceki dönemde, iş ortamı gereği seslendiremediği aşiret geleneği ile ilgili eski havalara yönelerek bunlara yepyeni bir kimlik kazandıran Neşet Ertaş, bu dönemde de sürdürdüğü üretimlerinde, yeni müzik anlayışı ve kendi sanat kişiliğinin ilk kıvılcımlarını ortaya koyar. Kısa sürede aştığı bu süreçteki icraları ustalık yolunda belirli bir düzeyin üzerindedir.
Bu dönemde Neşet Ertaş'ın repertuvarı; daha çok türküler, uzun havalar ve oyun havalarıdır. Bunların yanında, toplum tarafından benimsenmeye ve Neşet Ertaş sayesinde kulaklara yerleşmeye başlayan bozlaklar da fazlaca yer bulmaktadır.
Olgunluk (Kemâlet) dönemi, Neşet Ertaş'ın 40'lı yaşlarının ortalarından başlayıp yaşının kemâle erdiği ve bu nedenle söyleyişinin daha da yalınlaşarak sadeleştiği, abartıdan uzak, dolaysız anlatımların öne çıktığı dönemdir. Almanya'da bulunduğu yıllara denk gelen ve Avrupa'nın hemen her yanını gezmesi nedeniyle dünya kültürü hakkında epeyce bilgi ve görüş edinen Neşet Ertaş; bu dönemde hem yaşı gereği, hem de edindiği bu görgü ile daha çok deyişlere yönelerek öğretici öğeler içeren eserler yaratmış, görüşlerini bu yolla insanlığa aktarmaya çalışmıştır.
Geleneksel eserlerle ilgili yorumların yok denecek kadar az görüldüğü bu dönemde Neşet Ertaş, tamamen kendi şiirlerine yönelmiş, başka ozanların şiirlerini havalandırmama yönünde bir tavır sergilemiştir. Bu durumu; başkalarının şiirlerine bakmıyorum sözleriyle ifade eden Neşet Ertaş, bu dönemde; daha önce seslendirdiği başka ozanların şiirleri üzerine havalandırdığı eserlerini yeniden kendi şiirleri ile bütünleştirmekle kalmamış, çok sevdiği, sözü ve müziği ile anonim az sayıdaki birkaç eseri de kendi şiiriyle yeniden yorumlamıştır.
Ertaş için müzik; ana dili sevgi ve aşk olan, ilhamı Hak'tan gelen, bu nedenle saygı içerisinde icra edilmesi gereken bir tür ibadettir. Onun bu yaklaşımla benimsediği sanat kavrayışı, yaratılarının da ana karakterini belirler. Yapısal olarak sağlam bir öz, köklü edebî yapı, derin felsefe merkezinde biçimlenmiş eserleri, müzikal yönden de olağanüstü yeteneğinden ve duyuşundan kaynaklı bir zenginliği yansıtır.
Özgür bir kültürel-manevî evren içerisinde binlerce yıldır akıp gelen ve birbirinden namlı nice ustaların yetiştiği bir geleneğin en önemli temsilcilerinden biri olma, gelenekteki adıyla da Ustalar Ustası mertebesine ulaşma başarısını göstermiştir. Ertaş, bu uzun süreçte kendisini var eden kaynağa hep bağlı kalmış, benliğinin dışına çıkmamış, böylelikle sanata kazandırdığı yeniliklere ve açtığı yepyeni çığıra karşın, özgün kalmayı ve kendisi kaynak olmayı başarmıştır.
Neşet Ertaş'ın bu zorlu yolda, bir ömür vererek bin bir emekle yarattığı görkemli sanatını; onun kendine özgü karakteri, kişilik özellikleri, inancı, felsefesi, kültürel ve sanatsal profili ile yaratıcı dehası ve özgün yorum gücü belirler. Her biri Neşet Ertaş'ta kendine özgü bir ifade de can bulan bu özellikler bütünü, salt onun karakterini yansıtmakla kalmaz, aynı zamanda sanatının da kaynaklarını oluşturur. Neşet Ertaş'ın sanatını yaratan bu özelliklerin temelinde ise, ikimiz bir ruh gibiydik diyerek kendisini, tıpkı ruh ikizi olarak gördüğü babası Muharrem Ertaş'ın bulunduğu görülür. "Babamın bütün duygularını ben kendimde hissediyorum; çaldığım havaların etkileri, duyguları aşağı yukarı yüzde doksanı babama aittir." diyerek sanatını babasına borçlu olduğunu sık sık vurgular Ertaş. Çünkü kalıtım yoluyla kendisinden edindiği özellikler yanında, yaşama dair bilgi ve görgüsünün temelini de ustası, öğretmeni Muharrem Ertaş kazandırır. Ancak, Neşet Ertaş yaşama ve sanata ilişkin her şeyini babasına borçlu olduğunu vurgulasa da, onun hem fikirleri hem de ifadesi kendine özgü farklı bir yapıdadır. Sanatını sergilemeye başladığı ilk dönemlerden itibaren ortaya koyduğu özgün farklılıklar, zamanla onun sanatsal yorumunun en güçlü yanları olarak belirginlik kazanmıştır. Ele aldığı her konuyu özgün bir duyuş, kavrayış ve bakış açısı ile eserlerine aktarıp kendine özgü bir sanatsal ifade de canlandıran Neşet Ertaş'ın bu yönü, sanatının belki de en önemli yanıdır.
Neşet Ertaş'ın hemen her yönüyle adeta mükemmelliğe ulaşmış sanatı, birçok unsurun uyumlu ve ahenkli bileşkesinin bir yansımasıdır. Bu nedenle Neşet Ertaş'ta can bulmuş muhteşem sanatı kavrayabilmede bu yönleri anlamış olmanın önemi büyüktür.




