Kahveci: Kamu Çalışanlarına Enflasyonun Üzerinde Reel Gelir Artışı Şart

Önder Kahveci, ücret politikasının çalışanların satın alma gücünü yalnızca kâğıt üzerinde değil, gerçek hayatta da koruması gerektiğini vurguladı.

Bu içerik 03.09.2026 tarihinde Personelsaglik.NET yazarı CEREN YILDIZ tarafından derlenmiş ve aktarılmıştır.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre, ağustos ayında enflasyon %1,84 olarak kaydedilirken yıllık enflasyon %31,51 düzeyinde gerçekleşti. Temmuz ayındaki %1,78'lik artışın ardından ağustos ayında da fiyatların %1,84 oranında yükselmesiyle, yılın ikinci yarısının ilk iki ayındaki kümülatif enflasyon yaklaşık %3,65'e ulaştı.

Kamu görevlileri ve emeklilerin maaşlarına 2026 yılının ikinci altı ayı için %7 oranında artış yapıldığı hatırlatılırken, henüz iki ay geride kalmadan bu artışın yarısından fazlasının enflasyon karşısında eridiği belirtildi. Bu durum, mevcut ücret politikasının çalışanların ve emeklilerin alım gücünü korumaktan uzak kaldığını gözler önüne seriyor.

Làng Köyü Giriş Kapısı Çöktü, Çocuğun Kolu Koptu: Sorumluluk Kimde?
Làng Köyü Giriş Kapısı Çöktü, Çocuğun Kolu Koptu: Sorumluluk Kimde?
İçeriği Görüntüle

Yıllık enflasyonun %31,51 gibi yüksek bir seviyede seyretmesi, fiyat artışlarının aile bütçeleri üzerindeki baskısını sürdürdüğünü gösteriyor. Dar ve sabit gelirliler açısından tablo yalnızca ortalama enflasyon rakamlarıyla sınırlı değil; gıda, kira, ulaşım, eğitim ve temel ihtiyaç kalemlerindeki artışlar, kamu çalışanları ve emeklilerin günlük yaşamında çok daha ağır hissediliyor.

Türkiye Kamu-Sen'in uzun süredir dile getirdiği bir gerçek yeniden öne çıkıyor: Enflasyon farkı zam anlamına gelmiyor. Enflasyon farkı, maaşların geçmiş dönemde uğradığı kaybın gecikmeli olarak telafi edilmesinden ibaret. Maaşlar önce enflasyon karşısında eriyor, çalışanlar aylar boyunca kayıp yaşıyor, ardından ortaya çıkan fark maaşlara yansıtılıyor. Bu sistem, kamu görevlilerini sürekli olarak enflasyonun gerisinde kalmaya mahkûm ediyor.

Ücret politikasının, çalışanların satın alma gücünü yalnızca kâğıt üzerinde değil, gerçek hayatta da koruyacak şekilde kurgulanması gerekiyor. Bunun yolu ise gerçekleşen enflasyonu sonradan telafi etmekten değil, kamu çalışanları ve emeklilere enflasyonun üzerinde gerçek bir gelir artışı sağlamaktan geçiyor.

Ekonomik göstergeler, enflasyon tahminleri ve vatandaşların karşı karşıya kaldığı hayat pahalılığı dikkate alındığında, kamu görevlileri ve emeklilerin maaşlarının yeniden değerlendirilmesi artık bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Bu kapsamda, çalışanların ve emeklilerin kayıplarını giderecek ek zam yapılması, ekonomik büyümeden ve milli gelir artışından hak ettikleri payı almalarını sağlayacak refah payı uygulamasının hayata geçirilmesi gerekiyor. Ayrıca enflasyon farkının ortaya çıktığı ay itibarıyla maaşlara yansıtılacağı bir sistem oluşturularak çalışanların altı ay boyunca kayıp yaşamasının önüne geçilmesi talep ediliyor.

Kamu çalışanlarının ve emeklilerin beklentisi ayrıcalık değil; ücrette adalet ve alım gücünün korunmasıdır. Türkiye Kamu-Sen, maaşların enflasyon karşısında erimediği, çalışanların ekonomik büyümeden hak ettiği payı aldığı ve emeğin karşılığının gerçek anlamda verildiği adil bir ücret politikası için gerekli adımların bir an önce atılmasını bir gereklilik olarak görüyor ve çağrısını yineliyor.

Sağlık çalışanları özelinde değerlendirildiğinde, bu tablo mesleki motivasyon ve hizmet kalitesi açısından ciddi bir risk taşıyor. Alım gücü her geçen ay eriyen sağlık emekçilerinin, ağır çalışma koşulları ve artan iş yükü altında ekonomik kaygılarla boğuşması, hem çalışan sağlığını hem de sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğini olumsuz etkiliyor. Sağlık Bakanlığı ve ilgili kurumların, sağlık çalışanlarının ücret ve refah koşullarını iyileştirecek somut adımları ivedilikle gündeme alması, kamu sağlığı açısından da kritik bir gereklilik olarak öne çıkıyor.

Kaynak: PersonelSaglik.NET