Sayıştay Başkanlığının TBMM'ye sunduğu Mersin Üniversitesi Döner Sermaye İşletmesi 2025 Yılı Denetim Raporu, üniversite hastanesindeki iki önemli uygulamayı ortaya koydu. Birincisi, boyun kaslarında istemsiz kasılmaya yol açan servikal distoni hastalığının tedavisinde kullanılan botoks uygulamalarıyla ilgili. Sayıştay'a göre Nöroloji Anabilim Dalı'nda randevu verilirken objektif bir öncelik kriteri uygulanmadı. Sisteme ilk kez başvuran bazı hastalar aynı gün botoks yaptırabilirken, diğerleri 4 aya varan sürelerle bekledi. Sayıştay bunu Anayasa'nın eşitlik ilkesine ve 657 sayılı Kanun'un tarafsızlık ilkesine aykırı buldu. Ayrıca Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) botoks için organik nedenlerin dışlanmasını, önce diğer tedavilerin denenmesini ve üç nöroloji uzmanının imzaladığı kurul raporunu şart koşuyor. Buna rağmen pek çok hastaya MR veya kan tahlili gibi hiçbir tetkik yapılmadan, başvurdukları gün tanı konup rapor düzenlendi ve botoks uygulandı. Sayıştay bu durumun raporların gerçekliği konusunda şüphe doğurduğunu ve suistimal riski taşıdığını belirtti. Raporun ikinci önemli tespitine göre ise aynı ilacı kullanacak kanser hastalarının tedavisi aynı zamana planlanmadığı için çok sayıda kemoterapi ilacı imha edilmek zorunda kalındı.

Hastaların kimine ilk gün, kimine 4 ay sonra rabdevu verildi

Sayıştay denetçilerinin yerinde yaptığı incelemede randevu bekleme sürelerinin hastadan hastaya "anormal bir şekilde" farklılaştığı görüldü. Raporda bu tespit şöyle aktarıldı:

"Yerinde yapılan denetimlerde, Nöroloji Ana Bilim Dalı'na bağlı olarak yapılan botoks uygulamalarında, randevuların bekleme sürelerinin anormal bir şekilde farklılaştığı , çok uzun süre bekleyerek randevu alamayan (4 ay kadar) hastalar olduğu gibi hastaneye ilk geldikleri gün botoks işlemi yapılan hastaların da olduğu tespit edilmiştir. Görevlilerin bu tür davranışları Anayasa'nın eşitlik ilkesine ve 657 sayılı Kanun'un tarafsızlık ilkesine aykırı olup, bazı hastaların kamu hizmetlerinden yararlanma hakları kısıtlanmıştır."

Hastane yönetimi cevabında, randevu sürelerindeki farkın hastaların klinik bulgularına, takip süreçlerine ve tedavinin 3 ayda bir tekrarlanmasına göre değiştiğini savundu. Sayıştay bu açıklamayı kabul etmedi. Denetimde, sisteme ilk kez başvuran ya da rutin takibi olmayan bazı hastaların aynı gün işleme alındığı, benzer durumdaki diğer hastaların ise 4 aya kadar bekletildiği somut olarak belirlendi. Sayıştay ayrıca hastanenin randevu sisteminde tıbbi aciliyeti veya klinik önceliği gösteren objektif bir değerlendirme mekanizmasının bulunmadığını tespit etti. Öne alınan hastaların bu durumu hekim raporu veya klinik protokolle kayda geçirilmemişti. Bu nedenle Sayıştay, idarenin "klinik seyir" savunmasının geçerli olmadığı sonucuna vardı.

Botoks uygulamasında tetkik yok, tanı ve rapor aynı gün

Raporda botoks uygulamasının hangi şartlara bağlı olduğu da hatırlatıldı. SUT'a göre servikal distoni hastasına botoks reçete edilebilmesi için rahatsızlığın organik nedenlerinin dışlanmış olması ve hastanın diğer tıbbi tedavilere cevap vermemiş olması gerekiyor. Bu durumun, üniversite ve eğitim-araştırma hastanelerinde üç nöroloji uzmanının yer aldığı, ilacın dozunu ve kullanım süresini gösteren 6 ay süreli bir sağlık kurulu raporuyla belgelenmesi de şart.

Sayıştay'ın hastane kayıtları üzerinden yaptığı incelemede ise tablo şöyle çıktı:

-Hastaneye başvuran çok sayıda kişiye, başvuru tarihinde MR ve kan tahlili gibi hiçbir tetkik yapılmadan botoks uygulandı.

-Hastalarda SUT'un aradığı organik nedenlerin dışlanmasına yönelik hiçbir işlem yapılmadı.

İddia: Güvenlik çocuklardan önce kaçmış!
İddia: Güvenlik çocuklardan önce kaçmış!
İçeriği Görüntüle

-Başka hiçbir tedavi denenmeden servikal distoni tanısı kondu, rapor düzenlendi ve botoks uygulandı.

Üç hekimin imzaladığı raporlarda, SUT'un şart koştuğu "organik nedenlerin dışlanması" ve "diğer yöntemlerle tedavinin olanaksız olması" gibi değerlendirmelere hiç yer verilmedi.

Nöroloji bölümüne daha önce hiç başvurusu olmayan ve konulmuş bir tanısı bulunmayan bazı hastalara, muayenenin hemen ardından rapor düzenlenerek botoks yapıldı.

Sayıştay bu tespitlerle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: "Bazı hastalara muayene olduktan hemen sonra sağlık raporu düzenlenerek botoks uygulaması yapılması bu raporların gerçekliği hakkında da şüpheye neden olmaktadır."

Mersin Üniversitesi Hastanesinin "e-Nabız'dan baktık" savunması kabul görmedi

Hastane yönetimi, kliniğin 20 yılı aşkın süredir bu tedaviyi uyguladığını belirtti. Hastaların önceki tetkik ve tedavilerinin ya hastane otomasyon sisteminden önce yapıldığını ya da dış merkezlerde yapılan tetkiklerin e-Nabız üzerinden incelendiğini, bu yüzden tekrar tetkik istenmediğini savundu.

Sayıştay bu savunmayı iki gerekçeyle reddetti. Birincisi, geçmiş tetkikler e-Nabız'dan incelenmiş olsa bile, bu incelemenin sonucunun ve dışlama sürecinin hasta dosyasına veya hasta öyküsüne açıkça yazılması yasal bir zorunluluk. Oysa denetimde sistemde ya da hasta dosyalarında buna dair hiçbir tıbbi not bulunamadı. İkincisi, daha önce hiçbir başvurusu ve tanısı olmayan hastaların ilk geldikleri gün kurulan sağlık kurulu raporuyla botoksa alınması, idarenin savunmasıyla doğrudan çelişiyor. Sayıştay'a göre bu durum, SUT'taki "tıbbi tedaviye cevap vermeyen olgu" şartının gereği gibi aranmadığını gösteriyor.

Raporda ayrıca SUT'un bu ifadelerin raporda yer almasını "bütçeden yapılacak ödemenin yasal dayanağı olarak" aradığı hatırlatıldı. İdarenin gelecekte azami dikkat gösterileceğini bildirmesine karşın, geçmiş döneme ait tespitleri ortadan kaldıracak hukuki ve somut bir belge sunulamadığı kaydedildi.

Sayıştay: Suistimal riski var

Sayıştay, botoks randevularının nesnel ve denetlenebilir kriterlere bağlanmasını, sağlık kurulu raporlarının ve hasta dosyalarının SUT'a tam uyumlu hale getirilmesini istedi. Raporda şu uyarı da yer aldı:

"Yukarıda belirtilen eylemler hatadan kaynaklanabileceği gibi suistimal riskini de içerebileceğinden, kamu görevlilerinin sorumlulukları altındaki kamu kaynaklarının hizmetin gereğine göre kullanması sağlamak diğer bir ifade ile kamu kaynaklarının kötüye kullanılmasını önlemek için gerekli tedbirleri alması gerekmektedir."

Mersin Üniversitesi Hastanesinde Kemoterapi ilaçları imha edildi

Raporun ikinci önemli bulgusu kanser hastalarının tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçlarıyla ilgili. Sağlık Bakanlığı talimatına göre arta kalan dozu en aza indirmek için randevu sistemleri geliştirilmeli ve aynı ilacı kullanan hastalara mümkün olduğunca aynı gün randevu verilmeli. Sayıştay, kemoterapi ilacı hazırlama ünitesinin imha tutanaklarını ve yerinde yaptığı incelemeyi değerlendirerek bu kurala uyulmadığını tespit etti. Hekimlerin ilaç istemleri koordinasyon sağlanmadan yapıldı, aynı ilacı kullanacak hastalar aynı zaman dilimine planlanmadı ve sonuçta çok sayıda kemoterapi ilacı imha edilmek zorunda kalındı.

Sayıştay, yerinde tespit ettiği somut bir örneği de raporuna yazdı:

"Aynı hekim tarafından farklı hastalara aynı tarihte 200 mg'lık aynı kemoterapi ilacı istemi yapmıştır. 1000 mg'lık olan söz konusu flakondan 200 mg hastalar için kullanılmış ve her bir flakondan 800'er olmak üzere toplam 1600 mg ilaç imha edilmiştir. Halbuki hekim tarafından söz konusu işlem doğru planlanmış olsa tek bir flakondan her iki hastanın da ilacı hazırlanabilecek ve ziyan olan ilaç miktarı 600 mg'a düşebilecektir."

Yani tek bir örnekte, iki hastanın ilacı tek flakondan hazırlanabilecekken ikinci bir flakon açıldı ve fazladan 1.000 mg ilaç çöpe gitti.

Hastane "klinik gerçekler" dedi, Sayıştay somut örneği gösterdi

Hastane yönetimi, kemoterapi süreçlerinin yüksek riskli olduğunu ve hasta ile çalışan güvenliği, enfeksiyon kontrolü ve sterilitenin öncelikli olduğunu belirtti. Hastaların kan değerleri ve enfeksiyon durumları değişken olduğu için tedavilerin ertelenebildiğini, bu nedenle aynı ilacı kullanan hastaların hepsini aynı güne planlamanın her zaman mümkün olmadığını savundu. Ayrıca tam otomatik ve robotik kemoterapi hazırlama sistemleri için planlama çalışması başlatıldığını bildirdi.

Sayıştay, idarenin hasta güvenliğine ilişkin açıklamalarını "makul" bulmakla birlikte cevabı yeterli görmedi. Tespitin hekimlerin tıbbi kararlarına ya da mesleki özerkliğine müdahale olmadığını, idari planlamayla yüksek maliyetli kamu kaynağının israfının önlenmesini amaçladığını vurguladı. Denetimde tespit edilen örnekte aynı hekimin, aynı tarihte, aynı etken maddeli ve aynı dozdaki ilacı iki hasta için istediğini, hastaların klinik durumu uygun olduğu halde iki ayrı flakon açıldığını hatırlattı. Flakona tekrar girilmesinin enfeksiyon riskini artıracağı savunmasına da şu cevabı verdi: Kapalı sistem transfer cihazları ve HEPA filtreli biyogüvenlik kabinleriyle sterilite ve çalışan güvenliği korunarak aynı gün içinde birden fazla hastaya doz paylaştırmak, modern hastanecilikte ve Sağlık Bakanlığı rehberlerinde standart bir yöntem. Sayıştay, hastanenin başlattığını bildirdiği iyileştirme çalışmalarının ivedilikle tamamlanmasını ve ilaç imhalarının asgari düzeye indirilmesini istedi.

Ortopedi malzemeleri ihalesiz alındı

Mersin Üniversitesine ilişkin raporlarda başka tespitler de yer aldı. Döner sermaye raporunda, ortopedi bölümünün ihtiyaç duyduğu tıbbi malzemelerin ihale yapılmadan doğrudan temin yoluyla karşılandığı belirlendi. Hastane, ameliyatta hangi vida ve malzemenin kullanılacağının ameliyat anında hastaya göre belli olduğunu ve ihaleyle alımın stoklama sorunu yaratacağını savundu. Sayıştay ise cari yıl kullanımları ve klinik projeksiyonlar dikkate alınarak ihale yapılması gerektiği görüşünü korudu. Üniversitenin özel bütçe raporunda da bilgi sistemleri kontrolleri ve iç kontrol sistemindeki eksikliklere dikkat çekildi. Ayrıca sıcak ve soğuk içecek otomatlarının işletmesinin ihale ve ilan yapılmadan yalnızca teklif usulüyle bir firmaya verildiği ve bu gelirlerin özel bütçe yerine Sosyal Tesisler İşletmesi hesaplarında toplandığı tespit edildi.

memurlar.net