32 yıllık meslek hayatımın son 25 yılında düzenli bir şekilde köşe yazıyorum.
Bırakın Zonguldak’ı, Türkiye’de yerel bir gazetede yazısını aksatmadan yazan az sayıdaki yazardan biriyim.
Geçtiğimiz günlerde köşemde yayınlanan "Özel Sağlık Sigortası" başlıklı fıkra nedeniyle bizimle kişisel sorunu olan Memur-Sen'e bağlı Sağlık-Sen Genel Başkanı Semih Durmuş ve bizimle husumetli gazeteciler, bir kampanya başlattılar.
Oysa biz, 3 Nisan 2005 Pazar günü Hıncal Uluç'un Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde yayınlanmış bir fıkrayı yayınlamışız. Bu fıkra, hala Sabah Gazetesi’nin internet sitesinde duruyor!
Hıncal Uluç, bu fıkrayı yayınladıktan birkaç gün sonra gelen tepkiler üzerine şöyle bir yazı kaleme almış...
“Hemşirelerimizi üzmüşüz, geçen hafta Pazar Neşemizle. Üzüldüm. Ama en fazla da bu kadar alıngan, bu kadar kırılgan, bu kadar güvensiz olmalarına üzüldüm.
Mizah sonunda bu. Hele fıkralar... 'Gülünsün, geçilsin' diye...
Her fıkradan insanlar, gruplar, milletler alınsa, dünyada fıkra olmaz. Oysa var.
Laz fıkraları var, Lazlar anlatır. Yahudi fıkraları var, Yahudiler nakleder size. İrlanda, Polonya, İskoç fıkraları vardır. Bu milletler gurur duyarlar, mizah dünyası içinde yer aldıkları için. En çok onlar gülerler.
Sekreter fıkraları vardır. Doktor, avukat fıkraları... Papaz fıkraları vardır, Vatikan'ın yanındaki kitapçıda satılır. Rahibe, haham, imam fıkraları vardır. Politikacı, sanatçı, artist, yönetmen fıkraları vardır. Asker fıkraları vardır, en ciddi kurum ordu ile hem de nasıl dalga geçen. Geneli geçin. Ünlü kişiler için özel fıkralar vardır.
Adam New York'un en işlek caddesine kocaman afiş koymuş. 'Oyumu demokratlara vermeyeceğim. Ağzımda kötü bir tat bıraktılar' diye. Yanında resmi, altında imzası ile Monica Levinsky var. Dalga geçilen adam da, Amerika'nın gelmiş geçmiş en güçlü, en sevilen başkanlarından Bill Clinton.
Hem de nasıl acımasızdır bu fıkralar. Ama adı üstünde. Fıkra işte. Ne itham vardır, ne aşağılama kastı. Kasıt sadece gülmecedir, güldürmecedir.
Hele hele, Hıncal'ın hemşirelere kastı olabilir mi? Dünyanın en çok hastanede yatan adamlarından birinin. Aylarca yaşadım onlarla. Özenlerini, şefkatlerini, ihtimamlarımı en iyi ben bilirim. Bana nasıl baktıklarını, hasta kaprislerime nasıl tahammül ettiklerini. 'Kutsal meslek. Saygın meslek' bunlar benim için klişe laflar değil, yaşanmış gerçeklerdir.
Yıllar önce Hemşire Okulu'nu kapamak için kollar sıvandığında, mesele yapan, savaş açan köşe yazarı bendim. Daha dün, başbakan doktorlar polemiğinde 'Ne var bunda. Tabi hemşireler doktorlardan daha iyidir iğne yapmakta. Ben kendimi hemşirelere emanet ederim' diyen de ben. Doktor dostlarımı kızdırma pahasına. Köşesinde benim kadar hemşire yazan başka köşe yazarı yoktur ülkemizde. Şimdi benim onları aşağılama kastım var öyle mi?
Yapmayın. Etmeyin. Fıkradan alınmak, fevkalade kırılgan, fevkalade alıngan, fevkalade çekingen, hatta korkak olmaktır. Mizaha kızmak, hoşgörüsüzlüğün son aşamasıdır. Karikatürü mahkemeye vermek gibi.
Hemşirelik kadar saygın ve kutsal meslek, fıkralarla yıkılır mı, düşer mi, alçalır mı?
Yapmayın benim sevgili hemşirelerim. Biraz güvenin kendinize. Biraz inanın saygınlığınıza. Gülün geçin. Hemşire fıkralarına en çok siz gülmelisiniz ki, millet ne kadar sağlam durduğunuzu görsün.”
Şuan hastanede tedavi gören Hıncal Uluç üstadımızın bu yazısının altına bütün kalbimle imzamı atıyorum.
Bu yazının üstüne ne yazılabilir ki...
'Hemşireler' bahane, 'hemşehricilik' şahane!
Zonguldak Valisi Erdoğan Bektaş, 17 Nisan 2020 tarihinde düzenlediği basın toplantısında, sağlık çalışanlarıyla ilgili, “Bizim bütün rakamımız 567 iken, bu 567 içerisinde maalesef 137 tane sağlıkçımız var. Sağlıkçılarımız kendilerini koruyamadılar” dedi.
Basın toplantısını 20 gazeteci takip ediyordu. Ama bu haberi, sadece Pusula yaptı. Onlarca yayın kuruluşu da bu haberi Pusula’yı kaynak göstererek kullandı.
Haber üzerine Zonguldak Valisi Erdoğan Bektaş, sağlıkçılardan özür dilemek zorunda kaldı ama 10 Haziran 2020 günü görevden alınarak, merkeze çekildi.
Bugün, köşemizde yayınlanan fıkra için bizi linç eden gazeteciler, o günlerde Zonguldak Valisi Erdoğan Bektaş’a "yağcılık olsun" diye yine bizi linç ediyorlardı.
"Hemşireler" bahane, "hemşehricilik" şahane!
İş, o kadar ileri gitti ki...
Bizim fıkra işini o kadar ileri boyuta taşıdılar ki...
Delinin teki, “Acaba homoseksüel eğilimleri mi var?” diye yazmış!
Bunu, sosyal medyasında paylaşmış, bazıları da haber yapmış!
Bu iddiayı vakti zamanında bir kaç kişi daha yapmıştı!
Onlara, “Eğer böyle bir şüpheniz varsa, aile fertlerinizi ya da güvenebileceğiniz kişileri gönderin. Hem bizim için hem sizin için farklı bir deneyim olur” demiştim.
Ama artık böyle şeyler söylemiyorum...
İnsan, belli bir yaştan sonra daha seçici oluyor.
Pusula




