Somut olayda memurluğa atanma şartlarının düzenlendiği 657 sayılı Kanun'un devlet memurluğuna atanma şartlarına ilişkin 48. maddesi idari işlemin yapıldığı tarihteki hâli ile incelendiğinde; devlet memurluğuna alınacaklarda kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmama şartı arandığı görülmüştür. Ayrıca kanun koyucunun 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinde hak yoksunluğu için belirlenen süreler geçmiş olsa bile devlet memuru olamayacaklarını düzenleyerek bir yıl veya daha fazla hapis cezasına mahkûm olanlar yönünden süresiz hak yoksunluğu öngördüğü söylenebilir. Anılan düzenlemenin ve memur olma şartlarının kanun koyucunun kamu görevlilerinin atanma hususundaki takdir yetkisi kapsamında olduğu ve memur olarak atanmak isteyen kişilerin memuriyete atanma tarihi itibarıyla Kanun'da aranan nitelikleri sağlaması gerektiği anlaşılmıştır.

Bununla birlikte, anılan Kanun maddesinde memurluğa engel olarak görülen mahkûmiyetin sadece kamu hizmetinin niteliğini etkileyebilecek bazı suçlarla sınırlandığı ve genel bir yasak hâlinin söz konusu olmadığı görülmüştür. Ayrıca başvurucunun kamu görevlisi olarak atandığı tarihte meri kanunda aranan şartları sağlar nitelikte olması ve görevi süresince de bu nitelikleri kaybetmemesi kamu hizmetinin etkin ve tarafsız bir şekilde yürütülmesi amacının da bir gereğidir (Enis Aras, § 72). Anılan mevzuatta devlet memuru olmaya engel olarak sayılan suçlar arasında kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezası mahkûm olmak şartının yer aldığı, başvurucunun da 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezasına mahkûm olduğu ve anılan hapis cezasının ertelenmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Başvurucunun memuriyete girişine engel olarak gösterilen mahkûmiyetine konu suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun'un 51. maddesinde düzenlenen "hapis cezasının ertelenmesi" kurumunun başvuru konusu somut olaya etkisinin de tartışılması gerekmektedir. Anılan düzenlemeye göre (bkz. § 12) işlediği bir suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Cezası ertelenen hükümlü hakkında bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere bir denetim süresi belirlenir. Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi hâlli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır. Bu itibarla hapis cezasının ertelenmesi kurumu 5237 sayılı Kanun'da bir infaz rejimi olarak düzenlenmiştir. Hakkında verilen hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında, kararın kesinleşmesi üzerine denetim süresi başlayacak olup hükümlü bu süreyi iyi hâlli geçirecek olursa cezası infaz edilmiş sayılacaktır. Yani hükümlü cezasının infazı için infaz kurumuna alınmayacak ancak verilen hapis cezası infaz edilmiş gibi işlem görecektir.

Hapis cezasının ertelenmesinin, infazın şekli dışında normal bir hapis cezası mahkûmiyetinden, sonuçları bakımından farkı bulunmamaktadır. Bu nedenle 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendi, anılan düzenlemedeki şartların sağlanması durumunda cezası ertelenen kişiler hakkında da uygulanabilecektir. Nitekim Yargıtay da birçok kararında erteleme kurumunun koşullu bir af olmayıp bir infaz rejimi niteliğinde bulunduğunu, kişinin denetim süresini iyi hâlli olarak geçirmesi hâlinde cezasının infaz edilmiş sayılacağını, bu açıdan adli para cezasına çevirme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumlarından farklı olduğunu ifade etmiştir (bkz. § 13). Öyle ki Yargıtay 7. Ceza Dairesi bir kararında 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendinde yer alan suçların dışındaki suçlardan dolayı hükmedilen bir yıl hapis cezasının ertelenmesi durumunda dahi memurluk görevinin sona ereceğini açıkça ifade etmiştir (bkz.§ 14). Yine Yargıtay 6. Ceza Dairesi de hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile erteleme kurumunun doğurdukları hukuki sonuçlar bakımından birbirlerinden farklı kurumlar olduğunu ifade etmiştir. Kararda; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunda denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlenmemesi durumunda geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının düşürülmesi sonucunun doğduğu, hapis cezasının ertelenmesinde ise denetim süresinin iyi hâlli olarak geçirilmesi hâlinde verilen hapis cezasının infaz edilmiş sayılacağı vurgulamıştır (bkz.§ 15).

Bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında; başvurucu hakkında "yüzde sabit iz oluşturacak şekilde yaralama" suçundan verilen 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezasının ertelenmesine karar verilmiş ve verilen hapis cezası kadar bir denetim süresi belirlenmiştir. Daha sonradan memnu haklarının iadesine de karar verildiği anlaşılan başvurucunun denetim süresini iyi hâlli olarak geçirdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucu hakkında verilen hüküm tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kalkmamış olup sadece denetim süresi sonunda infaz edilmiş sayıldığı varsayılmaktadır. Bu nedenle de başvurucu hakkında verilen hapis cezasına bağlı tüm sonuçların somut olayda, tıpkı normal bir hapis cezasına bağlı sonuçlar gibi ortaya çıkacağı açıktır. Sonuç olarak hakkında hapis cezasına hükmedildiği anlaşılan başvurucu hakkında verilen hapis cezasının ertelenmesinin mahkûmiyet hükmüne etkisinin olmadığı ancak verilen hapis cezasının infaz kurumuna girmeden infazını sağlayabileceği, bununla birlikte doğrudan devlet memuru olma şartları bakımından bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Öte yandan, her ne kadar başvurucu, İdarenin atamamaya yönelik kararından sonra hakkında memnu hakların iadesine karar verildiğini vurgulamış ise de idari işlem tarihinde memnu hakların iadesi koşullarının oluşmadığı, kaldı ki memnu hakların iadesinin mahkûmiyet hükmüne etkisinin olmadığı ancak bir hak yoksunluğunu ortadan kaldırabileceği, bununla birlikte doğrudan devlet memuru olma hakkı vermediği anlaşılmaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Enis Aras, § 72).

Ayrıca başvurucunun da anılan Kanun maddesinde sayılan suçlardan mahkûmiyetin, memnu hakların iade edilmesine rağmen özel sektörde de harita mühendisi olarak çalışmaya engel olduğuna veya maruz kaldığı idari işlemin etkileri nedeniyle mesleki gelişimi engellediğine ya da özel sektörde çalışamadığına dair bir delillendirme yapmadığı görülmüştür. Bununla birlikte başvurucunun İdare tarafından özel sektörde çalışma yasağı içeren bir karar alındığına dair bir iddiasının bulunmadığı, somut olaya konu idari işlemin özel sektörde çalışmayı engelleyen bir içeriğinin olduğunu da ortaya koyamadığı vurgulanmalıdır. Bu durumda yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde başvurucunun sınavı kazanarak harita mühendisi olarak atanmaya hak kazanmasına rağmen atama tarihi itibarıyla geçerli olan Kanun'da belirlenen kamu görevlisi olarak atanma şartlarını taşımadığının tespit edilmesi üzerine atamanın yapılmamasının -başvurucunun özel sektörde çalışma imkânının olması hususları da gözetildiğinde- demokratik toplum gereklerine uygun ve ölçülü olmadığı söylenemez.

Bunun yanında mahkeme sürecinde başvurucunun katılımı ve savunması ile delillerini sunması sağlanmak suretiyle özel hayata saygı hakkının gerektirdiği usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmış olduğu görülmüştür. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

(Başvuru Numarası: 2019/16656)

Karar Tarihi: 18/10/2023

İKİNCİ BÖLÜM

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, sınavda başarılı bulunarak kamu görevlisi olarak atanmaya hak kazanan başvurucunun memur olma şartlarını taşımadığından bahisle atama işleminin yapılmaması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/3/2008 tarihli kararıyla başvurucu hakkında yüzde sabit ize neden olacak şekilde yaralama suçundan verilen 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezasının ertelenmesine karar verilmiş ve verilen hapis cezası kadar denetim süresi belirlenmiştir. Anılan karar Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından 17/1/2013 tarihinde onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu 2014 yılında Ölçme, Seçme ve Yerleştirme (ÖSYM) Başkanlığı tarafından yapılan yerleştirme sonucunda Hakkâri Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne harita mühendisi olarak yerleştirilmeye hak kazanmış olup 18/7/2014 ve 4/8/2014 tarihlerinde atanma talebinde bulunmuştur. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Personel Dairesi Başkanlığı'nın (İdare) 16/10/2014 tarihli kararıyla 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendinde belirtilen devlet memurluğuna alınacaklarda aranan şartları taşımadığından bahisle başvurucunun ataması yapılmamıştır. İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 19/9/2017 tarihli kararıyla başvurucunun anılan mahkûmiyet kararı sebebiyle yasaklanmış haklarının iadesine karar verilmiştir.

6. Başvurucu, İdarenin atamamaya yönelik işleminin iptali istemiyle 15/1/2015 tarihinde Ankara 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde; ilgili mevzuat hükmü uyarınca cezanın infazından itibaren üç yıl süre geçtikten sonra memnu hakların iadesinin istenebildiğini, mahkûmiyetine ilişkin kararın Yargıtay'da 5 yıl beklemesi nedeniyle memnu hakların iadesini zamanında talep edemediğini vurgulamıştır

7. Mahkeme 27/5/2015 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde;

i. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre cezanın ertelenmesi hâlinde belirlenen denetim süresi yükümlülüklere uygun ve iyi hâlli olarak geçirildiği takdirde cezanın infaz edilmiş sayılacağı ifade edilmiştir.

ii. Erteleme kurumunun bir infaz rejimi olarak düzenlendiği, hapis cezasının ertelenmesine rağmen hükmolunan hapis cezasına bağlı hak mahrumiyetlerinin hükümlü açısından etkisini göstermeye devam edeceği belirtilmiştir.

iii. 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinde 2008 yılında yapılan değişiklikle "tecil edilmiş hükümler hariç olmak üzere" ibaresinin Kanun metninden çıkarıldığı bilgisine yer verilmiştir.

iv. Sonuç olarak mahkûmiyet kararı ertelenmiş olsa bile, denetim süresinin iyi hâlli olarak geçirilmesi durumunda cezanın infaz edilmiş sayılacağından dolayı mahkûmiyete bağlanan hak yoksunluklarının ortaya çıkacağı, 657 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca kasıtlı bir suçtan dolayı 1 yıldan fazla hapis cezası alan kimselerin, cezası ertelense dahi devlet memuru olamayacağı vurgulanmıştır.

8. Danıştay Onikinci Dairesi Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle başvurucunun temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının onanmasına 20/12/2018 tarihinde karar vermiştir.

9. Başvurucu nihai hükmü 10/4/2019 tarihinde öğrendikten sonra 8/5/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

10. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

11. İlgili hukuk için bkz. Enis Aras [GK], B. No: 2018/36485, 14/12/2022, §§ 15-30.

12. 5237 sayılı Kanun'un "Hapis Cezasının Ertelenmesi" kenar başlıklı 51. maddesi şöyledir:

"(1) İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin;

a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,

b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,

gerekir.

 (2) Cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabilir. Bu durumda, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edilir. Koşulun yerine getirilmesi halinde, infaz hâkimi kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhal salıverilir .

 (3) Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkûm olunan ceza süresinden az olamaz.

 (4) Denetim süresi içinde;

a) Bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine,

b) Bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,

c) Onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine,

mahkemece karar verilebilir.

 (5) Mahkeme, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek infaz hâkimine verir.

 (6) Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir.

 (7) Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine infaz hâkimliğince karar verilir.

 (8) Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır."

13. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 4/6/2013 tarihli ve E.2012/1526, K.2013/286 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Erteleme, 5237 sayılı TCK’nun 51. maddesinde düzenlenmiş, koşullu bir af olmaktan çıkarılıp, ceza infaz kurumu hâline getirilmiş ve sadece hapis cezası bakımından öngörülmüştür. Cezası ertelenen hükümlü hakkında, mahkûm olunan ceza süresinden az olmamak kaydı ile bir yıl ila üç yıl arasında bir denetim süresi belirlenecektir. Mahkemece denetim süresi içinde; meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine, meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına, on sekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine karar verilebilir. Cezası ertelenen hükümlü denetim süresini yükümlülüklere uygun veya iyi hâlli olarak geçirdiği takdirde cezasını infaz etmiş sayılacak, ancak denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hâkimin uyarısına rağmen uymamakta ısrar etmesi hâlinde; ertelenen cezasının kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verilecektir.

..."

14. Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 22/9/2022 tarihli ve E.2022/4141, K.2022/12664 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

5237 sayılı Kanun'un 51. maddesinde düzenlenmiş olan hapis cezasının ertelenmesinin, şartlı bir af olmayıp, hürriyeti bağlayıcı cezanın bir infaz şekli olması, bu anlamda belirlenen denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlenmesi ya da yükümlülüklere uygun davranılmaması nedeniyle, erteli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verildiği takdirde kişi hürriyetini sınırlaması, denetim süresinin kasıtlı suç işlenmeden geçirilmesi, yükümlülük belirlenmiş ise yükümlülüklere uygun davranılması nedeniyle hapis cezasının infaz edilmiş sayılması halinde ise, infaz edilmiş hapis cezasına mahkumiyetin yasal sonuçlarının olacağı, ancak 18/06/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 81. maddesi ile 5275 sayılı Kanunun 106. maddesinin 3. ve 8. fıkralarının değiştirilip 11. fıkrasına “İnfaz edilen hapsin” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya kamuya yararlı işte çalışmanın” ibaresinin eklenmesiyle, adli para cezasının ödenmemesi halinde hapis cezasına dönüştürülse dahi, hapis cezasının iki saat çalışma karşılığı bir gün hapis cezası olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalışmak suretiyle infazının olanaklı hale gelmesi, ayrıca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48/A-5. maddesinde yer alan suçların dışındaki suçlardan dolayı hükmedilen bir yıl hapis cezasının ertelenmesi durumunda dahi memurluk görevinin sona ermesine karşın, aynı süredeki hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi halinde memuriyet görevine devam edilebilme olanağının bulunması, sanık hakkında hapis cezasına mahkumiyet kararı verilmesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinde belirtilen hak yoksunluklarına maruz kalacağı, yukarıda belirtildiği üzere, başta devlet memurluğu olmak üzere kamu hizmeti niteliğindeki birçok mesleği icra edemeyeceği, halbuki sadece adli para cezasına mahkum edilmesi halinde miktarı ne olursa olsun sanığın hak yoksunluklarına tabi olmayacağı karşısında, mal varlığına yönelik adli para cezasının, kişi hürriyetine yönelik erteli hapis cezasına göre sanığın lehine olacağı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun'un 231. maddesinin uygulanamadığı durumlarda, 5237 sayılı Kanun'un 50. maddesinin aynı Kanun'un 51. maddesine göre öncelikli olarak değerlendirilmesi gerektiği ..."

15. Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 29/9/2020 tarihli ve E.2018/2080, K.2020/3067 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Hapis cezasının ertelenmesi, sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören bir kurum olup talep halinde veya resen ele alınıp olumlu veya olumsuz bir karar verilirken gerekçe gösterilmesi zorunludur.

Ertelememe halinde gerekçe, sanığın kişiliği ile ilgili ve belgelerin isabetli değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır. Bunun içinde sanığın kişiliği, sair halleri, suçun işleniş biçimi ve işlenmesindeki özellikler nazara alınmalıdır.

Sanığın kişiliği, sair halleri dahilince sanığın sabıkasının bulunup bulunmadığı, medeni hali, işi, muhitindeki durumu, duruşmadaki tutum ve davranışları, mahkemeye karşı tavrı; suçun işlenmesindeki özellikler ise; sanığı suç işlemeye iten sebep ve sair kast ve yoğunluk, suç işlemesinden sonraki davranışlar gözetilip, cezanın ertelenmesinde suçlunun yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlığı gözetilir. Maddede pişmanlık şartını getirmiş, gerekçede pişmanlıktan söz edilmemiştir. Bukoşul suçu kabul etme ve işlendiğinden dolayı pişman olduğunu belirtme şeklinde ele alınmamalıdır. Sanığın duruşmadaki davranışları, mağdura yönelik hareketleri, zararı karşılaması, yardım etmesi gibi olay sonrası ve yargılama sürecindeki tutumu gözetilerek pişmanlık duyup duymadığı saptanmalıdır. TCK'nin 51. maddesinde cezanın ertelenmesi için suçtan duyulan pişmanlığın yanı sıra bir daha suç işlemeyeceği yönünde yargıç üzerinde olumlu etki halinde cezanın ertelenmesi, olumsuz etki halinde de bunun gerekçesinin gösterilmesi gerektiği; cezanın şahsilendirilmesi, 5237 sayılı TCK'nin 51. maddesinde öngörülen normlar olup, TCK’nin 51. maddesindeki erteleme kararının sonuçları denetim süresi ve denetimli serbestlik tedbiri ise; serbest bırakılan mahkumun belli bir süre denetime tabi tutulmasıdır. Bu süre TCK’de denetim süresi olarak adlandırılır. Kanunda denetim süreleri öngörülmüştür. 5237 sayılı TCK’de erteleme bir infaz rejimi olarak düşünülmüş, buna göre de;

Denetim süresinin iyi halli olarak geçirilmesi, bu sürede suç işlenmemesi, denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranılması halinde, sanığın cezası infaz edilmiş sayılır. Bu sonuç için ayrıca bir karar verilmesi gerekmez.

Denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranılmamış olması halinde yapılacak işlemler, TCK’nin 51. maddesinin 7. fıkrasında düzenlenmiştir.

Erteleme kararını geri alan mahkeme ‘Ertelenen cezanın bir kısmını veya tamamını infaz kurumunda çektirilmesine’ karar verir. Yani, ertelemenin geri alınması konusunda mahkemenin karar vermesi gerekir. Erteleme kararının geri alınmasına dair kararlar ise; infaz hukukunu ilgilendirip, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 98 ila 101. maddelerine göre itiraz kanun yoluna tabidir.

Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu ise, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CYY’nin 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. 5237 sayılı TCK'nin 51/1. maddesi ile5271 sayılı CMK'nin 231. maddesinin birbirinden farklı müesseseler olup, doğurduğu hukuki sonuçlar bakımından farklıdır. Bu hali ile de biri diğerinin yerine ele alınamaz.

..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Anayasa Mahkemesinin 18/10/2023 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

MEB 2. dönem 1. ortak sınav tarihleri ve soru dağılımlarını duyurdu MEB 2. dönem 1. ortak sınav tarihleri ve soru dağılımlarını duyurdu

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

17. Başvurucu;

i. Yargılamayı gerçekleştiren mahkemelerce iddialarının dikkate alınmadan gerekçesiz karar verildiğini, temyiz incelemesi devam ettiği sırada 2017 yılında memnu haklarının iadesine karar verildiğini ileri sürmüştür.

ii. Somut olayda atanmamasına gerekçe olarak kabul edilen hapis cezasına neden olan olayın 2006 yılında gerçekleştiğini, bu nedenle bu tarihte yürürlükte bulunan hükümlere göre karar verilmesi gerektiğini, suçun işlendiği tarihte 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendinde Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile ibaresinin yer almadığını iddia etmiştir. Yine suç tarihinde 25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun 13/ A maddesinde memnu hakların iadesi kurumunun henüz düzenlenmediğini, sonuç olarak suç tarihinde yürürlükteki mevzuata göre sürekli hak yoksunluğunun söz konusu olmadığını, hak yoksunluğunun hapis cezasının infazının tamamlanmasıyla birlikte ortadan kalkacağını ifade etmiştir. Bu itibarla suç tarihinde yürürlükteki mevzuata göre hakkındaki ceza mahkûmiyetine bağlı tüm hak yoksunluklarının ortadan kalktığını, bu nedenle atamasının yapılması gerektiğini belirtmiştir.

iii. Atamama kararına esas teşkil eden ceza mahkûmiyetine ilişkin temyiz incelemesinin beş yıl sürdüğünü, bu nedenle ertelemeye ilişkin denetim sürelerinin geç başladığını ve memnu hakların iadesine ilişkin sürecin başlatılamadığını, bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

iv. 2006 yılında öğrenciyken işlemiş olduğu bir suçtan dolayı hakkında verilen mahkûmiyet kararının sürekli olarak arşiv kaydında tutulduğunu, bu nedenle hayatı boyunca bu kaydın resmi işlemlerde yüz kızartıcı olarak karşısına çıkacağını, bu durumun onurunu ve vicdanını rencide ettiğini, kendisini ve ailesini derinden üzdüğünü, Devlet memurluğuna atanmaması nedeniyle kamu hizmetine girme hakkının ihlal edildiğini ifade etmiştir. Son olarak, Mahkeme ve Danıştay tarafından duruşmalı inceleme talebinin reddedildiğini bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini vurgulamıştır.

18. Bakanlık görüşünde; başvuru konusu olayla ilgili mevzuat hükümlerine ve içtihatlara yer verilip bu bilgilerin bireysel başvuru incelenirken dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Görüşte ayrıca başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararının adli sicil kaydından çıkartılarak arşiv kaydına alındığı, kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren on beş yıl geçmesiyle tamamen silinebileceği hususunun başvuru incelenirken dikkate alınmasının faydalı olacağı ifade edilmiştir.

19. Başvurucu vekili; Bakanlık görüşüne karşı cevabında, başvurucunun atanmama işleminin tesis edildiği tarihten itibaren geçici işlerde çalıştığını, bu nedenle ailesi ve kendisi yönünden özel hayatının ciddi şekilde ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu vekili ayrıca güvenlik araştırması ve arşiv araştırması ile ilgili kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi üzerine düzenlenen yeni kanuna göre arşiv kaydının dikkate alınamayacağını, başvurucunun atanmasına engel bir durumun olmadığını iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

20. Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği" kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

 “Herkes, özel hayatına ... saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz."

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

22. Kişilerin mesleki hayatlarının onların özel hayatlarıyla sıkı bir irtibatının olduğu ve meslek hayatına yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava süreçlerinde özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Bununla birlikte öncelikle bu tür işlemlerin mesleki hayata yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin hangi durumlarda özel hayat kapsamında görülmeye uygun olduğu veya başvuru konusu edilen uyuşmazlıkların hangilerinin bu bağlamda uygulanabilir kabul edileceği hususlarında ölçütler belirlenmesi ve bu ölçütler dikkate alınarak değerlendirmeler yapılması gerekmektedir (C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 88).

23. Somut başvurunun da bu yönüyle ele alınması ve yapılacak değerlendirmeler neticesinde özel hayata saygı hakkının uygulanabilir olduğu sonucuna ulaşılması durumunda başvurucunun tüm iddialarının özel hayata saygı hakkı bağlamında incelenmesi gerektiği değerlendirmiştir.

1. Uygulanabilirlik Yönünden

a. Genel İlkeler

24. Genel ilkeler için bkz. Enis Aras, §§ 39-45.

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

25. Başvurucu, başvuru formunda ve Bakanlık görüşüne cevabında kamu görevine atanmamasının özel hayatına etkisi bağlamında bazı açıklamalar yapmıştır. Başvurucu; 2006 yılında işlediği bir suçtan ötürü memuriyete atanamadığını, bu durumun kendisini ve ailesini derinden üzdüğünü, atanmama işleminin tesis edildiği tarihten itibaren geçici işlerde çalıştığını, bu nedenle ailesi ve kendisi yönünden özel hayatının ciddi şekilde ihlal edildiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda kamu görevine kabul edilmemesinin özel hayatına müdahale teşkil ettiğini, özel sektörde iş bulmakta zorlandığını, geçici işlerde çalışmak zorunda kaldığını belirterek kamu görevine alınmaması suretiyle daha iyi koşullarda çalışma koşullarından da mahrum kaldığını belirtmiştir.

26. İddialar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde somut olayda, yerleştirilmeye hak kazanılan kamu görevine atanmama işleminin başvurucunun özel hayatına ilişkin bir nedene dayanmadığı söylenebilir. Bu durumda idari işlemin -sonuca dayalı yaklaşım kapsamında- başvurucunun özel hayatına etkisi önem kazanmaktadır. Öncelikle bazı kariyer mesleklerinde (avukatlık, noterlik, doktorluk, mühendislik vb.) sosyal çevrenin, mesleki ilişkilerin ve dış dünyayla ilişki kurmanın mesleğin ifasının gereği olarak önem arz ettiği vurgulanmalıdır. Bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları da gözetildiğinde (bkz. § 11) anılan meslek grupları yönünden getirilecek sınırlamanın özel hayata etkisinin tespitinde mesleğin açıklanan niteliği de gözetilerek değerlendirilme yapılması gerektiği anlaşılmıştır. Özellikle kişilerin mesleğin ifası bağlamında kariyer planlarına ilişkin iradelerinin anlaşıldığı ve bu iradeye müdahale edildiği durumlarda sonuca dayalı yaklaşım bağlamında -somut olayın kendine özgü koşullarına göre- aranan asgari eşiğin sağlandığının kabulü gerekebilir.

27. Bu açıklamalar kapsamında anılan kararda belirtilen ilkeleri de (bkz. § 20) dikkate alarak bir değerlendirme yapmak gerekir. Bu bağlamda öncelikle harita mühendisliği mesleğinin kendine özgü sosyal çevre ile mesleki ilişki gerektiren bir kariyer mesleği olduğu söylenebilir. Ayrıca başvurucunun kamu görevlisi olmak için KPSS sınavında başarılı olarak yerleşmeye hak kazandığı gözetildiğinde başvurucunun iradesinin mesleğini kamuda ifa etmek olduğu ve bu yönde bir kariyer planlaması yaptığı somut olaydan anlaşılmaktadır. Kamu görevlisi olarak atanmaya hak kazanması ile de başvurucunun anılan kariyer planına bağlı beklenti oluşturması, sahip olduğu statü çerçevesinde mesleki ilişkiler ve sosyal çevre oluşturması da hayatın olağan akışına uygundur.

28. Bununla birlikte başvurucunun eski bir mahkûmiyetine dayanılarak kamu görevine atamasının yapılmadığı ve mesleğini kamuda icra etmesinin süresiz olarak engellendiği dikkate alındığında çevresinde kamu görevlisi olmasına engel mahkûmiyetinin bulunduğunun görülmesi nedeniyle sosyal çevre ve mesleki ilişkilerinin olumsuz etkilenebileceğinin kabulü gerekir. Ayrıca başvurucunun daha iyi koşulları olduğunu kabul ettiği kamuda çalışmaktan süresiz olarak mahrum bırakıldığı, geçici işlerde çalışmak zorunda kaldığı yönündeki iddiaları gözetildiğinde mesleki hayata yönelik sınırlamanın başvurucunun özel hayatını ciddi şekilde etkilediği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşılmıştır. Bu açıklamalar kapsamında başvurucunun iddialarının bir bütün olarak özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenebilir nitelikte olduğu kabul edilmiştir.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

30. Harita mühendisi olarak devlet memurluğuna atanmaya hak kazanan başvurucunun İdare tarafından atamasının yapılmaması nedeniyle özel hayata saygı hakkına müdahalede bulunulduğu sonucuna varılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

31. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

32. Yukarıda belirlenen müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 20. maddesini ihlal edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru amaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama kriterlerine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (Halil Berk, B. No: 2017/8758, 21/3/2018, § 49; Süveyda Yarkın, B. No: 2017/39967, 11/12/2019, § 32; Şennur Acar, B. No: 2017/9370, 27/2/2020, § 34; R.G. [GK], B. No: 2017/31619, 23/7/2020, § 82).

i. Kanunilik

33. Anayasa Mahkemesi Enis Aras kararına konu benzer somut olayda kanuniliğe yönelik ilkeleri ortaya koymuş ve 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin kanunilik koşulunu sağladığı sonucuna ulaşmıştır (Enis Aras, §§ 54-60). Somut başvuruda da anılan karardaki ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir durum görülmemiştir. Bu bağlamda 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendinde yer alan "Türk Ceza Kanununun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ... mahkûm olmamak." şeklindeki düzenleme dikkate alındığında kanun koyucunun kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûmiyeti doğrudan devlet memurluğuna engel hâl olarak düzenlediği anlaşılmaktadır. Bu durum gözetildiğinde yargı makamlarının yorumlarının anılan Kanun'un lafzıyla çeliştiği, keyfîlik içerdiği ve bireyler tarafından öngörülemez olduğu söylenemez.

34. Bu açıklamalar çerçevesinde somut olayda başvurucunun özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut bulunduğu, yargısal kararların yeterli bir hukuki temele sahip olduğu görülmüştür.

ii. Meşru Amaç

35. Anayasa Mahkemesi Enis Aras kararına konu benzer somut olayda meşru amaca yönelik ilkeleri ortaya koymuş ve memuriyete engel bir suçtan mahkûmiyet kararı bulunması nedeniyle kamu görevine atanmanın iptal edilmesi şeklindeki müdahalenin meşru amacının bulunduğu sonucuna ulaşmıştır (Enis Aras, §§ 61-64). Somut başvuruda da anılan ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir durum görülmemiştir. Bu bağlamda somut olayda kasıtlı bir suçtan ötürü bir yıldan fazla hapis cezasına mahkûm olanlar yönünden kamuda çalışma yasağının öngörülmesi ve bu kapsamda başvurucunun mesleğini kamu bünyesinde icra etmesinin engellenmesine yönelik müdahalenin söz konusu sınırlama nedenlerine dayandığı ve bu suretle meşru amaç unsurunu taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

 (1) Genel İlkeler

36. Genel ilkeler için bkz. Enis Aras, §§ 65-68.

 (2) İlkelerin Olaya Uygulanması

37. Kamu görevlilerinin atanma ve nakillerine ilişkin esasların belirlenmesi hususunda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Kanun koyucuya tanınan takdir yetkisinin amacı kamu hizmetlerinin kesintisiz bir şekilde yürütülmesini temin etmektir. Öte yandan Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında "Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler." denilmiştir. Kamu görevlilerinin Anayasa'ya ve kanunlara sadakat yükümlülüğünün kamu hizmetlerinin devamlılığının ve belli bir disiplin içinde yürütülmesinin sağlanmasıyla yakından ilgili olduğu açıktır (Namet Sevinç, B. No: 2015/9155, 10/1/2019, § 42;Enis Aras, § 69).

38. Kamu görevlilerinin sadakat, tarafsızlık ve devlete bağlılık yükümlülüğü çerçevesinde devleti temsil eden kişiler olduğu da gözetildiğinde kamu görevlerine atanacak kişiler bakımından bazı nitelikler aranması ve atama için aranan niteliklerin görev sırasında kaybedilmesi hâlinin yaptırıma bağlanmasının anılan takdir yetkisi kapsamında kaldığı ve kamu hizmetinin etkin, sağlıklı ve tarafsız bir biçimde yürütülmesi ile millî güvenliğin sağlanması amacına hizmet ettiği söylenebilir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. A.K., B. No: 2015/10298,7/3/2019, § 52; Enis Aras, § 70).

39. Somut olayda memurluğa atanma şartlarının düzenlendiği 657 sayılı Kanun'un devlet memurluğuna atanma şartlarına ilişkin 48. maddesi idari işlemin yapıldığı tarihteki hâli ile incelendiğinde; devlet memurluğuna alınacaklarda kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmama şartı arandığı görülmüştür. Ayrıca kanun koyucunun 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinde hak yoksunluğu için belirlenen süreler geçmiş olsa bile devlet memuru olamayacaklarını düzenleyerek bir yıl veya daha fazla hapis cezasına mahkûm olanlar yönünden süresiz hak yoksunluğu öngördüğü söylenebilir. Anılan düzenlemenin ve memur olma şartlarının kanun koyucunun kamu görevlilerinin atanma hususundaki takdir yetkisi kapsamında olduğu ve memur olarak atanmak isteyen kişilerin memuriyete atanma tarihi itibarıyla Kanun'da aranan nitelikleri sağlaması gerektiği anlaşılmıştır.

40. Bununla birlikte, anılan Kanun maddesinde memurluğa engel olarak görülen mahkûmiyetin sadece kamu hizmetinin niteliğini etkileyebilecek bazı suçlarla sınırlandığı ve genel bir yasak hâlinin söz konusu olmadığı görülmüştür. Ayrıca başvurucunun kamu görevlisi olarak atandığı tarihte meri kanunda aranan şartları sağlar nitelikte olması ve görevi süresince de bu nitelikleri kaybetmemesi kamu hizmetinin etkin ve tarafsız bir şekilde yürütülmesi amacının da bir gereğidir (Enis Aras, § 72). Anılan mevzuatta devlet memuru olmaya engel olarak sayılan suçlar arasında kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezası mahkûm olmak şartının yer aldığı, başvurucunun da 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezasına mahkûm olduğu ve anılan hapis cezasının ertelenmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.

41. Başvurucunun memuriyete girişine engel olarak gösterilen mahkûmiyetine konu suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun'un 51. maddesinde düzenlenen "hapis cezasının ertelenmesi" kurumunun başvuru konusu somut olaya etkisinin de tartışılması gerekmektedir. Anılan düzenlemeye göre (bkz. § 12) işlediği bir suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Cezası ertelenen hükümlü hakkında bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere bir denetim süresi belirlenir. Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi hâlli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır. Bu itibarla hapis cezasının ertelenmesi kurumu 5237 sayılı Kanun'da bir infaz rejimi olarak düzenlenmiştir. Hakkında verilen hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında, kararın kesinleşmesi üzerine denetim süresi başlayacak olup hükümlü bu süreyi iyi hâlli geçirecek olursa cezası infaz edilmiş sayılacaktır. Yani hükümlü cezasının infazı için infaz kurumuna alınmayacak ancak verilen hapis cezası infaz edilmiş gibi işlem görecektir.

42. Hapis cezasının ertelenmesinin, infazın şekli dışında normal bir hapis cezası mahkûmiyetinden, sonuçları bakımından farkı bulunmamaktadır. Bu nedenle 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendi, anılan düzenlemedeki şartların sağlanması durumunda cezası ertelenen kişiler hakkında da uygulanabilecektir. Nitekim Yargıtay da birçok kararında erteleme kurumunun koşullu bir af olmayıp bir infaz rejimi niteliğinde bulunduğunu, kişinin denetim süresini iyi hâlli olarak geçirmesi hâlinde cezasının infaz edilmiş sayılacağını, bu açıdan adli para cezasına çevirme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumlarından farklı olduğunu ifade etmiştir (bkz. § 13). Öyle ki Yargıtay 7. Ceza Dairesi bir kararında 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendinde yer alan suçların dışındaki suçlardan dolayı hükmedilen bir yıl hapis cezasının ertelenmesi durumunda dahi memurluk görevinin sona ereceğini açıkça ifade etmiştir (bkz.§ 14). Yine Yargıtay 6. Ceza Dairesi de hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile erteleme kurumunun doğurdukları hukuki sonuçlar bakımından birbirlerinden farklı kurumlar olduğunu ifade etmiştir. Kararda; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunda denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlenmemesi durumunda geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının düşürülmesi sonucunun doğduğu, hapis cezasının ertelenmesinde ise denetim süresinin iyi hâlli olarak geçirilmesi hâlinde verilen hapis cezasının infaz edilmiş sayılacağı vurgulamıştır (bkz.§ 15).

43. Bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında; başvurucu hakkında "yüzde sabit iz oluşturacak şekilde yaralama" suçundan verilen 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezasının ertelenmesine karar verilmiş ve verilen hapis cezası kadar bir denetim süresi belirlenmiştir. Daha sonradan memnu haklarının iadesine de karar verildiği anlaşılan başvurucunun denetim süresini iyi hâlli olarak geçirdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucu hakkında verilen hüküm tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kalkmamış olup sadece denetim süresi sonunda infaz edilmiş sayıldığı varsayılmaktadır. Bu nedenle de başvurucu hakkında verilen hapis cezasına bağlı tüm sonuçların somut olayda, tıpkı normal bir hapis cezasına bağlı sonuçlar gibi ortaya çıkacağı açıktır. Sonuç olarak hakkında hapis cezasına hükmedildiği anlaşılan başvurucu hakkında verilen hapis cezasının ertelenmesinin mahkûmiyet hükmüne etkisinin olmadığı ancak verilen hapis cezasının infaz kurumuna girmeden infazını sağlayabileceği, bununla birlikte doğrudan devlet memuru olma şartları bakımından bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

44. Öte yandan, her ne kadar başvurucu, İdarenin atamamaya yönelik kararından sonra hakkında memnu hakların iadesine karar verildiğini vurgulamış ise de idari işlem tarihinde memnu hakların iadesi koşullarının oluşmadığı, kaldı ki memnu hakların iadesinin mahkûmiyet hükmüne etkisinin olmadığı ancak bir hak yoksunluğunu ortadan kaldırabileceği, bununla birlikte doğrudan devlet memuru olma hakkı vermediği anlaşılmaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Enis Aras, § 72).

45. Ayrıca başvurucunun da anılan Kanun maddesinde sayılan suçlardan mahkûmiyetin, memnu hakların iade edilmesine rağmen özel sektörde de harita mühendisi olarak çalışmaya engel olduğuna veya maruz kaldığı idari işlemin etkileri nedeniyle mesleki gelişimi engellediğine ya da özel sektörde çalışamadığına dair bir delillendirme yapmadığı görülmüştür. Bununla birlikte başvurucunun İdare tarafından özel sektörde çalışma yasağı içeren bir karar alındığına dair bir iddiasının bulunmadığı, somut olaya konu idari işlemin özel sektörde çalışmayı engelleyen bir içeriğinin olduğunu da ortaya koyamadığı vurgulanmalıdır. Bu durumda yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde başvurucunun sınavı kazanarak harita mühendisi olarak atanmaya hak kazanmasına rağmen atama tarihi itibarıyla geçerli olan Kanun'da belirlenen kamu görevlisi olarak atanma şartlarını taşımadığının tespit edilmesi üzerine atamanın yapılmamasının -başvurucunun özel sektörde çalışma imkânının olması hususları da gözetildiğinde- demokratik toplum gereklerine uygun ve ölçülü olmadığı söylenemez.

46. Bunun yanında mahkeme sürecinde başvurucunun katılımı ve savunması ile delillerini sunması sağlanmak suretiyle özel hayata saygı hakkının gerektirdiği usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmış olduğu görülmüştür. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/10/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Kaynak : Gazete Memur

Editör: Sercan Yılmaz