Sağlık Bakanlığı’nın 2025 yılı sağlık istatistikleri, aile hekimliğinin sağlık sistemindeki yoğun iş yükünü ortaya koydu. Türkiye’deki toplam sağlık başvurularının yaklaşık yüzde 41’i aile hekimliği birimlerinde gerçekleşirken, Aile Hekimliği Federasyonu (AHEF), hekimlerin çalışma koşullarına ve hasta başına ayrılan zamana dikkat çekti.
Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan 2025 yılı Sağlık İstatistikleri Haber Bülteni’ne göre, Türkiye’de sağlık kuruluşlarına yapılan toplam başvuru sayısı 1 milyar 138 milyon 60 bin 185 oldu. Bu başvuruların 466 milyon 327 bin 428’i aile hekimliği birimlerinde gerçekleşti.
Böylece sağlık sistemine yapılan her 100 başvurunun yaklaşık 41’i aile hekimleri tarafından karşılandı.
AHEF Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Uzm. Dr. Çiğdem Akaydın, verileri değerlendirerek aile hekimliğinin sağlık sistemindeki iş yüküne dikkat çekti.
30 Bin Birim, 466 Milyondan Fazla Başvuru
Bakanlık verilerine göre Türkiye’de 2025 yılında 30 bin 6 aile hekimliği birimi bulunuyordu. Bu birimlerde gerçekleştirilen 466 milyondan fazla başvuru, birim başına yıllık ortalama yaklaşık 15 bin 500 başvuruya karşılık geliyor.
Aynı dönemde ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarına yapılan başvuru sayısı ise yaklaşık 668 milyon olarak kaydedildi.
AHEF’in değerlendirmesinde, aile hekimliği birimlerinin toplam sağlık başvurularının yaklaşık yüzde 40’ını karşıladığı, buna karşılık toplam hekim sayısı içerisindeki paylarının yaklaşık yüzde 13 düzeyinde olduğu vurgulandı.
Bu tablo, birinci basamak sağlık hizmetlerinde artan iş yükünü yeniden gündeme getirdi.
Aile Hekimlerinin Görevi Yalnızca Muayene Değil
Aile hekimlerinin sorumluluklarının yalnızca hasta muayenesiyle sınırlı olmadığına dikkat çekilen değerlendirmede; bebek, çocuk ve gebe izlemleri, aşılama hizmetleri, kronik hastalıkların takibi, kanser taramaları ve koruyucu sağlık hizmetlerinin de aile hekimliği kapsamında yürütüldüğü belirtildi.
Bunların yanı sıra akut hastalıkların değerlendirilmesi, reçete ve rapor süreçlerinin yönetilmesi ve gerektiğinde hastaların üst basamak sağlık kuruluşlarına yönlendirilmesi de aile hekimlerinin sorumlulukları arasında yer alıyor.
AHEF, tüm bu hizmetlerin yalnızca başvuru sayıları üzerinden değerlendirilmesinin, birinci basamak sağlık hizmetlerinin kapsamını tam olarak yansıtmadığını savundu.
“Asıl Soru, Hastaya Ne Kadar Zaman Ayrılabildiği”
Değerlendirmede, aile hekimliğinde yalnızca kaç hastaya bakıldığının değil, hastaların nitelikli biçimde değerlendirilmesi için ne kadar zaman ayrılabildiğinin de önemli olduğu vurgulandı.
Birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiğine işaret edilen açıklamada, aile hekimlerine yeni görev ve sorumluluklar yüklenirken çalışma koşullarının ve hizmetin gerektirdiği zamanın da dikkate alınması gerektiği belirtildi.
AHEF’in değerlendirmesine göre etkili bir birinci basamak sistemi; hastaları ilk başvuruda doğru değerlendiren, kronik hastalıkların düzenli takibini sağlayan, koruyucu sağlık hizmetlerini güçlendiren ve gereksiz tetkik ile sevkleri azaltabilen bir yapıya sahip olmalı.
“Aile Hekimliği Sistemin Ana Kolonlarından Biri”
AHEF Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Uzm. Dr. Çiğdem Akaydın, 2025 yılı verilerinin aile hekimliğinin sağlık sistemi içerisindeki kritik rolünü ortaya koyduğunu belirtti.
Akaydın’ın değerlendirmesinde, toplam hekimlerin yaklaşık yüzde 13’üyle sağlık başvurularının yaklaşık yüzde 40’ının karşılanmasının, birinci basamağın taşıdığı yükü gösteren önemli bir veri olduğu ifade edildi.
Aile hekimliğinin yalnızca sağlık sisteminin giriş kapısı olarak görülmemesi gerektiği vurgulanan değerlendirmede, birinci basamağın güçlendirilmesi için iş yükü, zaman, yetki ve sorumluluk dengesinin gözetilmesi gerektiğine dikkat çekildi.
AHEF’in mesajı ise net: Aile hekimlerinden daha fazla hizmet beklenirken, sağlık hizmetinin niteliğini koruyacak çalışma koşullarının da sağlanması gerekiyor.




