Sağlıkta adalet istiyorsak tartışmayı bir meslek grubuyla sınırlamamalı, bütün sistemi sorgulamalıyız.
Çünkü sağlık kurumlarında çalışma düzeni, yalnızca ebe ve hemşirelerin değil; tıbbi sekreterlerden teknikerlere, teknisyenlerden diğer sağlık meslek mensuplarına kadar bütün çalışanların ortak meselesidir.
Sorun meslek değil, uygulamadaki adaletsizliktir!
Bir sağlık çalışanının idari büroda görev yapması, tek başına bir ayrıcalık ya da haksızlık göstergesi değildir. Bu görev, kurumun ihtiyacı, çalışanın mesleki yeterliliği, eğitimi, deneyimi ve görevin niteliği doğrultusunda verilmiş olabilir.
Ancak benzer şartlardaki çalışanlar arasında objektif bir gerekçe olmaksızın farklı uygulamalar yapılıyorsa, bir çalışan mesleki yeterliliği ve emeğiyle değil de kişisel ilişkileriyle öne çıkıyorsa, orada sorgulanması gereken bir yönetim anlayışı vardır.
Torpil iddialarının, kişiye özel uygulamaların ve liyakatten uzak görevlendirmelerin bulunduğu her meslek grubunda, bunun bedelini yalnızca ayrıcalık elde edemeyen çalışanlar değil, bütün kurum öder.
Emeğinin karşılığını alamadığını düşünen, yeterliliğinin görmezden gelindiğini gören ve aynı şartlarda çalıştığı kişiler arasında adaletsizlik yaşandığına inanan personelin motivasyonu zedelenir. Kuruma duyulan güven azalır, çalışma barışı bozulur ve ekip ruhu zarar görür.
Bu nedenle mesele, bir çalışanın hangi birimde görev yaptığına bakarak hüküm vermek değil; o göreve hangi gerekçeyle, hangi kriterlerle ve hangi usulle getirildiğini sorgulamaktır.
Ebe ve hemşireler üzerinden yürütülen algı doğru değildir!
Bugün tartışmanın ağırlıklı olarak ebe ve hemşireler üzerinden yürütülmesi, bu meslek gruplarının idari görevlerde bulunmasının başlı başına bir sorun olduğu izlenimini oluşturabilir. Oysa böyle bir yaklaşım, sorunun kaynağını doğru tespit etmekten uzaktır.
Ebe ve hemşireler, sağlık hizmetlerinin temel unsurlarıdır. Bununla birlikte, mesleki yeterliliği ve deneyimiyle idari görevleri başarıyla yürüten, eğitim faaliyetlerine katkı sunan veya enfeksiyon kontrolü gibi uzmanlık gerektiren alanlarda çalışan personelin emeği de yok sayılamaz.
Liyakat sahibi bir ebe veya hemşirenin, yalnızca mesleği üzerinden değerlendirilerek idari görevden uzaklaştırılması ne kadar yanlışsa; başka bir meslek grubundaki çalışanın da kişisel ilişkiler sayesinde hak etmediği bir göreve getirilmesi o kadar yanlıştır.
Burada savunulması gereken, belirli bir meslek grubunun idari birimlerde kalması değildir. Savunulması gereken, hak edenin mesleki yeterliliği doğrultusunda görev yapabilmesi ve hiçbir çalışanın mesleği nedeniyle peşinen dezavantajlı duruma düşürülmemesidir.
Bir yanlış uygulama varsa düzeltilmelidir. Ancak düzeltme, yalnızca görünür hâle gelen bir meslek grubuna yönelmekle sınırlı kalmamalı; aynı nitelikteki bütün uygulamaları kapsamalıdır.
Tıbbi sekreterler dâhil bütün branşlarda aynı ölçütler uygulanmalı
Sağlık kurumlarında tıbbi sekreterler dâhil bütün meslek gruplarının görev alanları, yetkileri ve çalışma usulleri ilgili mevzuata uygun biçimde düzenlenmelidir.
Mevzuata aykırı olduğu tespit edilen görevlendirmeler ve çalışma uygulamaları, meslek ayrımı yapılmaksızın incelenmeli ve hukuka uygun hâle getirilmelidir. Burada önemli olan, bir meslek grubunu diğerine karşı konumlandırmak değil, herkes için aynı hukuki ölçütleri esas almaktır.
Eğer bir personelin idari büroda çalışması için belirli şartlar aranıyorsa bu şartlar açıkça belirlenmelidir. Aynı şekilde, sorumlu hemşirelik, eğitim hemşireliği ve enfeksiyon kontrol hemşireliği gibi özel görevlerde de ilgili mevzuatta öngörülen eğitim, deneyim, yeterlilik ve diğer koşullar esas alınmalıdır.
Yöneticilik pozisyonlarında ise görevin niteliğine göre mesleki yeterlilik, yöneticilik becerisi, deneyim ve eğitim kriterleri belirlenmeli; mevzuatın ve pozisyonun gerektirdiği durumlarda objektif değerlendirme veya sınav yöntemleri kullanılmalıdır.
Geçici görevlendirmeler de süresiz ve belirsiz uygulamalara dönüşmemeli; hizmet ihtiyacı, görevlendirme gerekçesi, süre ve yetkili makamın kararı çerçevesinde yürütülmelidir.
Kısacası, kimsenin hangi meslekten olduğu değil, hangi görevi hangi yeterlilikle ve hangi hukuki dayanakla yürüttüğü önem taşımalıdır.
İdari bürolarda çalışmanın kriterleri belirlenmeli
Sağlık kurumlarında idari bürolarda görev yapacak personelin belirlenmesi, kişisel tercihlere veya kurumdan kuruma değişen keyfî uygulamalara bırakılmamalıdır.
Bu alanda açık ve denetlenebilir bir çerçeve oluşturulmalıdır:
-
Hizmet ihtiyacı: İlgili birimde gerçekten personel ihtiyacı bulunmalı ve görev tanımı açık olmalıdır.
-
Mesleki yeterlilik: Çalışanın eğitim, bilgi, deneyim ve becerileri yürütülecek işle uyumlu olmalıdır.
-
Objektif görevlendirme: Kişisel yakınlıklar yerine ölçülebilir ve gerekçelendirilebilir kriterler esas alınmalıdır.
-
Şeffaflık ve denetim: Görevlendirmelerin dayanağı ve süresi belirli olmalı, uygulamalar denetlenebilmelidir.
-
Eşitlik: Benzer durumdaki çalışanlar arasında haklı ve mevzuata uygun bir neden bulunmadan farklı uygulamalara gidilmemelidir.
Elbette her idari görev için aynı sınavın uygulanması veya bütün personelin aynı şekilde değerlendirilmesi her zaman mümkün olmayabilir. Görevin niteliği ve ilgili mevzuat farklılık gösterebilir. Ancak bu farklılıklar, keyfîliğin değil, göreve uygun yeterliliğin gerekçesi olmalıdır.
Liyakat sahibi çalışanların önünü kesmeyin!
Sağlık çalışanlarının motivasyonunu bozan en önemli sorunlardan biri, emeğin ve yeterliliğin karşılığını bulmadığı düşüncesidir.
Yıllarca eğitim almış, kendisini geliştirmiş, görevini başarıyla yürüten ve kurumuna katkı sunan bir çalışan; yalnızca belirli bir meslek grubuna mensup olduğu için değerlendirme dışı bırakılmamalıdır. Aynı şekilde, herhangi bir çalışan da yalnızca kişisel ilişkileri sayesinde başkalarının önüne geçirilmemelidir.
Liyakat sahibi ebe ve hemşirelerin önünün kesilmesi, onların mesleki bilgi ve birikiminden yararlanılmasını da engelleyebilir. Bu durum yalnızca bireysel bir mağduriyet oluşturmaz; kurumun hizmet kalitesini ve çalışma barışını da olumsuz etkileyebilir.
Aynı ilke tıbbi sekreterler, teknikerler, teknisyenler ve diğer bütün çalışanlar için geçerlidir.
Hiçbir çalışan, mesleği nedeniyle peşinen ayrıcalıklı veya dezavantajlı konuma getirilmemelidir. Hiç kimsenin hakkı, başka birinin haksız ayrıcalığının gölgesinde kalmamalıdır.
Sonuç: Kişileri değil, sistemi düzeltin!
Sağlık yönetiminde yapılması gereken; bir meslek grubunu hedef almak, çalışanları birbirine karşı konumlandırmak veya yıllardır görevini yapan herkesi aynı kefeye koymak değildir.
Yapılması gereken, mevzuata aykırı uygulamaları tespit etmek, haksız ayrıcalıkları ortadan kaldırmak, görevlendirmeleri objektif kriterlere bağlamak ve liyakat sahibi çalışanların önünü açmaktır.
Eğer idari bürolarda görev yapmanın şartları belirsizse bu şartlar belirlenmelidir. Eğer geçici görevlendirmeler amacından uzaklaşıyorsa bunlar gözden geçirilmelidir. Eğer torpil veya ayrımcılık iddiaları varsa bunlar somut bilgi ve belgeler üzerinden incelenmelidir. Ve eğer mevzuata aykırı bir uygulama varsa, hangi meslek grubunda gerçekleştiğine bakılmaksızın düzeltilmelidir.
Sağlık çalışanlarının birbirleriyle değil, ortak sorunlarıyla mücadele etmesi gerekir. Ebe ile hemşireyi, tıbbi sekreterle teknisyeni, sahada çalışanla idari birimde görev yapanı karşı karşıya getiren değil; hepsinin emeğini, hakkını ve mesleki yeterliliğini koruyan bir yönetim anlayışına ihtiyaç vardır.
Unutulmamalıdır ki adalet, yalnızca bir kesimin mağduriyetini gidermek değil, hiç kimsenin haksızlığa uğramadığı bir sistem kurabilmektir.
Sağlıkta gerçek reform; çalışanları birbirine karşı yarıştırmakla değil, liyakati esas almakla, ayrımcılığı önlemekle ve herkese eşit uygulanan, şeffaf kurallar oluşturmakla mümkündür.




