Türkiye'de sağlık sisteminin yükünü omuzlayan sağlık çalışanları, giderek derinleşen ekonomik ve sosyal hak kayıpları, ağır çalışma koşulları, liyakatsiz yönetim anlayışı ve mesleki itibarın aşınması nedeniyle ciddi bir memnuniyetsizlik yaşıyor. Sağlık camiasında uzun süredir biriken sorunlar artık münferit şikâyetlerin ötesine geçerken, sağlık çalışanları arasında sessiz ancak giderek büyüyen bir dip dalga dikkat çekiyor.

Sağlık sektöründe hangi meslek grubuna mikrofon uzatılsa farklı bir sorun, farklı bir mağduriyet gündeme geliyor. Hemşireler mobbing ve ağır iş yükünden, asistan hekimler uzun çalışma saatlerinden ve angarya işlerden, 112 acil sağlık hizmetlerinde görev yapan ambulans şoförleri trafik cezalarından, memurlar ise ekonomik kayıplardan ve adaletsiz ücret politikalarından şikâyet ediyor.

Bahçeli'den 19 yeni il ve 78 yeni ilçe kurulması önerisi
Bahçeli'den 19 yeni il ve 78 yeni ilçe kurulması önerisi
İçeriği Görüntüle

Sağlık çalışanlarının önemli bir bölümü artık mesleğinden duyduğu memnuniyeti kaybetmiş durumda. Görece daha iyi koşullara sahip olduğu düşünülen aile hekimliği sisteminde bile çeşitli sorunlar yaşanırken, özellikle asistanlar, hemşireler ve sağlık kurumlarında görev yapan memurların çalışma koşulları giderek ağırlaşıyor.

Ekonomik ve sosyal haklar geriliyor, mesleki itibar aşınıyor

Sağlık çalışanlarının en önemli gündem maddelerinden biri ekonomik kayıplar. Artan hayat pahalılığı karşısında maaşların yetersiz kalması, ek ödeme ve teşvik sistemindeki adaletsizlikler, çalışanların geçim sıkıntısını derinleştiriyor.

Özellikle hekim dışı sağlık personelinin aldığı teşvik ödemeleri, çoğu zaman 3 ila 5 bin lira seviyelerinde kalırken, bu ödemeler toplumda sağlık çalışanlarının yüksek gelir elde ettiği yönünde yanlış bir algıya neden olabiliyor. Oysa sağlık çalışanlarının önemli bir bölümü, aldığı maaş ve ek ödemelerle geçinmekte zorlanıyor.

Üstelik sağlık hizmetlerinin 7 gün 24 saat kesintisiz sürdürülmesi, çalışanların hafta sonu, bayram ve resmî tatil günlerinde de görev yapmasını gerektiriyor. Ancak bu fedakârlığın karşılığının ücretlere ve sosyal haklara yeterince yansımadığı yönündeki eleştiriler giderek artıyor.

İşçi-memur arasındaki ücret ve sosyal hak farkı büyüyor

Sağlık sektöründeki en önemli adaletsizlik tartışmalarından biri de aynı kurumlarda görev yapan işçi ve memur personel arasındaki ücret ve sosyal hak farklılıkları.

Özellikle hafta sonu ve bayram çalışmalarında ortaya çıkan ücret farklılıkları, ilave tediye ve ikramiye ödemeleri, yol ve yemek yardımları gibi sosyal haklar nedeniyle işçi ve memur personel arasında ciddi bir uçurum oluştuğu ifade ediliyor.

Benzer kurumlarda, benzer çalışma koşullarında görev yapan personelin statüsüne bağlı olarak farklı ekonomik imkânlara sahip olması, çalışma barışını da olumsuz etkiliyor. Memur personel, yıllar içinde genişleyen bu hak farkının giderilmesini bekliyor.

Hemşire mobbingden, asistan hekim angaryadan, 112 personeli trafik cezalarından şikâyetçi

Sağlık çalışanlarının sorunları yalnızca ekonomik başlıklarla sınırlı değil.

Hastanelerde görev yapan hemşireler, yoğun iş yükü, personel eksikliği, mobbing ve yönetsel baskılarla mücadele ediyor. Asistan hekimler, eğitim almaları gereken süreçlerde ağır hizmet yükü altında çalıştırılmaktan ve ucuz iş gücü gibi görülmekten yakınıyor.

112 Acil Sağlık Hizmetlerinde görev yapan ambulans sürücüleri ise acil vakalara ulaşmak için trafikte verdikleri mücadele sırasında karşılaştıkları trafik cezaları ve hukuki sorumluluklar nedeniyle çözüm bekliyor.

Sağlık kurumlarında görev yapan memurlar da artan iş yüküne karşın ekonomik ve özlük haklarının yetersiz kalmasından şikâyet ediyor.

Her meslek grubunun farklı bir sorunu bulunmasına rağmen ortak nokta değişmiyor: Sağlık çalışanları kendilerini değersizleştirilmiş, yeterince desteklenmeyen ve emeğinin karşılığını alamayan bir noktada görüyor.

Liyakat tartışmaları sağlık yönetiminde de büyüyor

Sağlık camiasında giderek daha fazla tartışılan konulardan biri de yönetici atamalarında liyakat meselesi.

Lisans ve lisansüstü eğitim almış, yıllarca sahada deneyim kazanmış binlerce sağlık çalışanı bulunmasına rağmen yöneticilik kadrolarına yapılan atamalarda hangi kriterlerin esas alındığı sorgulanıyor.

Özellikle hekim dışı sağlık yöneticilerinin ( %90 açık öğretim mezunu) eğitim geçmişi, mesleki deneyimi ve yöneticilik yeterlilikleri konusunda ciddi eleştiriler dile getiriliyor. Sağlık çalışanları, yöneticilik görevlerinin belirli bir eğitim, tecrübe, sınav ve objektif değerlendirme kriterine dayanması gerektiğini savunuyor.

Sağlık çalışanlarının tepkisi, yöneticilerin hangi meslek grubundan geldiğinden çok, görev yaptıkları alanı tanıyıp tanımadıkları, yeterli mesleki birikime sahip olup olmadıkları ve objektif kriterlerle seçilip seçilmedikleri üzerinde yoğunlaşıyor.

Sağlık çalışanları artık tepki vermeye bile isteksiz

Bütün bu sorunların belki de en dikkat çekici boyutu, sağlık çalışanları arasında oluşan tepkisizlik.

Ekonomik kayıplar, ağır çalışma koşulları, mobbing, liyakatsiz yönetim tartışmaları ve mesleki itibarın zedelenmesi uzun süredir gündemde. Ancak çalışanların önemli bir bölümü artık yaşanan gelişmelere karşı eskisi kadar güçlü tepki göstermiyor.

Sağlık camiasında giderek yaygınlaşan düşünce ise oldukça çarpıcı: "Artık daha ne kadar kötü olabilir?"

Bu yaklaşım, sağlık çalışanlarının sorunlarının çözüldüğü anlamına gelmiyor. Aksine, uzun süredir devam eden sorunların normalleşmeye başladığını ve çalışanlarda bir tür çaresizlik duygusu oluştuğunu gösteriyor.

Sağlık sisteminin sürdürülebilirliği yalnızca hastane binaları, tıbbi cihazlar, şehir hastaneleri veya hizmet kapasitesiyle ölçülemez. Sistemin en önemli unsuru olan insan kaynağının çalışma koşulları, ekonomik güvencesi, mesleki itibarı ve yönetime duyduğu güven de en az fiziki yatırımlar kadar önemli.

Bugün sağlık çalışanlarının farklı meslek gruplarında dile getirdiği şikâyetler, aslında ortak bir soruna işaret ediyor: Sağlık çalışanları emeklerinin, mesleki birikimlerinin ve fedakârlıklarının karşılığını görmek istiyor.

Sağlıkta sessiz bir dip dalga yükseliyor. Bu dalga bugün henüz yüksek sesli bir itiraza dönüşmemiş olabilir. Ancak görmezden gelinen her sorun, yarın sağlık sisteminin insan kaynağını ve hizmet kalitesini daha fazla etkileyebilir.