Eczane ve market raflarında beyazlatıcı diş macunlarının, bantların ve kalem şeklindeki jellerin sayısı her yıl artıyor. Bunların bir kısmı işe yarıyor, bir kısmı yalnızca yüzeydeki lekeyi siliyor, bir kısmı ise hiçbir şey yapmıyor. Aradaki farkı anlamak için önce dişin neden renk değiştirdiğine bakmak gerekiyor, çünkü rengin nereden geldiğini bilmeden hangi yöntemin sonuç vereceğini kestirmek mümkün değil.
Diş neden sararır
Diş rengi iki katmandan oluşan bir sonuçtur. Dıştaki mine tabakası yarı saydamdır ve doğal olarak beyaz değil, hafif mavimsi gri bir tona sahiptir. Altındaki dentin ise sarımsıdır. Gördüğümüz renk, ışığın mineden geçip dentine çarparak geri dönmesiyle ortaya çıkar. Yaş ilerledikçe mine incelir, dentin kalınlaşır ve dişler doğal olarak daha sarı görünmeye başlar. Bu, bir bakım hatası değil, dokunun biyolojisidir.
Bir de dışarıdan gelen renklenmeler var. Çay, kahve, kırmızı şarap, koyu meyve suları ve sigara, mine yüzeyindeki mikroskobik gözeneklere yerleşen pigmentler bırakır. Bunlar yüzeysel lekelerdir ve profesyonel temizlikle ya da aşındırıcı içeren macunlarla kısmen giderilebilir.
Üçüncü bir grup daha var: dişin iç yapısından kaynaklanan renklenmeler. Çocuklukta kullanılan bazı antibiyotikler, travma sonrası kanal içinde kalan kan ürünleri veya florozis gibi durumlar bu gruba girer. Bu tür renklenmelerde beyazlatma yanıtı öngörülemez olabilir ve bazen tamamen farklı bir tedavi yaklaşımı gerekir.
Yüzeydeki lekeyi silmek ile rengi açmak aynı şey değil
Beyazlatıcı olarak satılan diş macunlarının çoğu aslında aşındırıcı partiküllerle çalışır. Yüzeydeki pigmenti mekanik olarak kaldırırlar; dişin kendi tonunu değiştirmezler. Bu, kirli bir camı silmeye benzer. Cam temizlenir ama camın rengi aynı kalır.
İnternette dolaşan karbonat, limon ve aktif kömür tarifleri de aynı mantıkla çalışır, üstelik kontrolsüz biçimde. Aşındırıcılığı yüksek karışımlar minede geri dönüşü olmayan incelmeye yol açabilir; limon gibi asitli malzemeler ise mine yüzeyini yumuşatır. İlk günlerde dişler parlak görünse de uzun vadede altındaki sarı dentin daha çok belli olmaya başlar.
Gerçek anlamda renk açan ürünler ise peroksit içerir. Hidrojen peroksit ya da karbamid peroksit, mine ve dentin içindeki renkli molekülleri kimyasal olarak parçalar. Buradaki belirleyici değişken üç tanedir: peroksit yoğunluğu, temas süresi ve jelin dişe ne kadar düzgün temas ettiği.
Evde kullanılan ürünlerde yoğunluk düşüktür, bu yüzden sonuç yavaş gelir ve genellikle daha sınırlı kalır. Hazır bantlarda ve standart plaklarda ise jel her dişe eşit temas etmez, diş eti kenarına taşabilir. Klinikte yapılan uygulamada ise diş eti önce bariyerle korunur, jel kontrollü uygulanır ve renk değişimi seans içinde takip edilir. Bazı planlarda klinikte yapılan uygulama, hekimin hazırladığı kişiye özel plaklarla evde sürdürülen bir dönemle birleştirilir. Yani bu iki yöntem birbirinin rakibi değil, çoğu zaman aynı planın iki ayağıdır.
Hassasiyet meselesi
Beyazlatma sonrası görülen hassasiyet, ürünün zarar verdiği anlamına gelmez. Peroksit, mine içindeki mikro kanallardan geçerek dentine ulaşır ve sinir uçlarını geçici olarak uyarır. Bu his genellikle soğuk içeceklerde belirginleşir ve çoğu kişide birkaç gün içinde geriler.
Buna karşılık hassasiyeti artıran birkaç durum var. Çürük varken, dolgu kenarları açıkken, diş eti çekilmesi nedeniyle kök yüzeyi açığa çıkmışken ya da çatlak bir diş varken yapılan beyazlatma rahatsız edici olabilir. Klinik uygulamalar öncesinde muayene yapılmasının nedeni de budur: ağızda önce çözülmesi gereken bir sorun varsa, beyazlatma sıraya alınır.
Potasyum nitrat veya florür içeren hassasiyet giderici ürünler süreç boyunca destekleyici olarak kullanılabilir. Uygulama aralıklarını sıklaştırmak yerine seansları yaymak da çoğu kişide konforu artırır. Ancak hassasiyet birkaç günü aşıyorsa, bunu normalleştirmek yerine hekime bildirmek gerekir.
Etkisi ne kadar sürüyor
Beyazlatma kalıcı bir işlem değildir, çünkü rengi bozan alışkanlıklar devam eder. Ne kadar süre koruduğunuz büyük ölçüde tükettiğiniz içeceklere, sigara kullanıp kullanmadığınıza ve ağız bakımı düzeninize bağlıdır. Bazı kişilerde renk uzun süre korunur, bazılarında daha erken geri döner. Bunu baştan bir takvimle vaat etmek gerçekçi olmaz.
Renk zamanla geri döndüğünde çoğu planda kısa bir tazeleme dönemi devreye girer; bu genellikle hekimin hazırladığı plaklarla birkaç gecelik bir idame uygulaması şeklinde olur. Ofiste yapılan uygulamanın evde sürdürülen bu dönemle nasıl birleştirildiğini hasta diliyle anlatan kaynaklardan biri https://serenklinik.com/tr/teeth-whitening-in-turkey/ adresinde bulunabilir; yine de hangi yöntemin ve hangi aralığın size uygun olduğuna ancak dişlerinizi gören bir hekim karar verebilir.
Bir başka nokta da şu: dolgular, kaplamalar ve kronlar beyazlamaz. Ön bölgede kompozit dolgusu olan biri beyazlatma sonrasında renk uyumsuzluğu görebilir ve o restorasyonların yenilenmesi gündeme gelebilir. Planlama yapılırken bu ayrıntının önceden konuşulması, sonradan sürpriz yaşamamak açısından önemlidir.
Beyaz diş isteği anlaşılır bir talep, ama beyazlatmanın sağlıklı bir ağızda yapılan estetik bir dokunuş olduğunu unutmamak gerekir. Rengi açmadan önce çürüğü kapatmış, diş taşını temizletmiş ve diş eti tablosunu düzeltmiş olmak, hem sonucun kalitesini hem de konforu doğrudan etkiler.




