Şehir hastanelerinde uygulanan Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) modelinin devlet hastanelerinde de uygulanması hedefleniyor. Yapılacak anlaşmalarla devlet hastanelerinde; danışmanlık, araştırma-geliştirme hizmetleri ile ileri teknoloji ya da yüksek mali kaynak gerektiren bazı tıbbi hizmetler dışarıdan satın alınabilecek.

Ekonomim'den Mehmet Kaya'nın haberine göre, 6428 Sayılı Kanun değiştirilecek. Kanun teklifi taslağına göre, KÖİ modeliyle hizmet alımı ve yatırım için sözleşmeler 30 yıllık yapılabilecek; hizmet alım süreleri ise 10 ve 15 yıla kadar uzatılabilecek.

Sözleşmeler özel hukuk hükümlerine göre yapılacak ve Hazine’nin özel mülkiyetindeki taşınmazlar üzerinde 30 yıllık üst hakkı tesis edilebilecek.

'İLK DEĞİL'
Kabine’de henüz görüşülmediği ancak metin olarak yazımının tamamlandığı ifade edilen taslağa doktorlar tepkili yaklaştı.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Özel Hekimlik Kolu Başkanı Dr. Güray Kılıç, KÖİ modelinin devlet hastanelerinde uygulanmasının ilk adımlarının AKP iktidarının öncesine gittiğini söyledi ve şu sözlerle devam etti:

"Sağlık Bakanlığı hastanelerinde, AKP öncesinde de var olan ancak o dönemle birlikte hızlanan bir taşeronlaşma ve dışarıdan hizmet alımı süreci zaten vardı. Başlangıçta bu durum temizlik, güvenlik ve bilgi işlem gibi destek hizmetlerinin yıllık ihalelerle şirketlere verilmesiyle sınırlıydı. Zaman zaman tıbbi ve klinik işlemler için de bunu denediler ama tam olarak başaramadılar. MR ve BT gibi yüksek teknoloji gerektiren radyoloji ve laboratuvar hizmetlerini, hastane içinde alan ayırarak kısa süreli hizmet alımlarıyla gerçekleştirdiler. Bu hizmetlerin bedeli de hastanenin döner sermayesinden ödeniyordu. Ameliyathanelerin veya göz kliniği gibi branşların kiraya verilmesi ise o dönem konuşulsa da fiilen uygulamaya geçmedi."
SİSTEM NASIL İŞLEYECEK
Yeni taslağın nasıl uygulanacağını anlatan Kılıç, "Bu modelde sistem şöyle işliyor: Hazine araziyi veriyor; bir inşaat şirketi binayı yapıyor. Ardından bu bina, 25-30 yıllık süreyle Bakanlığa kiralanıyor. Yani devlet, hastanenin yapım maliyetini şirkete taksitle ödemiş oluyor ve süre sonunda mülkiyet devlete geçiyor. İş sadece bina yapmakla da bitmiyor; bu modelde inşaatı yapan şirket, ‘hastanenin sahibi’ konumuna geliyor. Bakanlık orada sadece klinik hizmetler için kendi hekimlerini ve başhekimini görevlendiriyor" dedi.

'KAMUSAL HİZMET ÖZEL ŞİRKETE VERİLECEK'
Kılıç; temizlik, yemek, bilgi işlem, güvenlik ve ısınma gibi destek hizmetlerinin yanı sıra MR, BT, laboratuvar ve patoloji gibi temel tıbbi hizmetlerin de inşaatı yapan şirketin imtiyazına verileceğini söyledi.

"Kamusal bir hizmetin özel şirkete devredilmesi anlamına gelen bu imtiyaz sözleşmesiyle", şirketin de bu işleri alt taşeronlara ihale edeceğini belirten Kılıç, "Üstelik bu hizmetler için havaalanlarındaki yolcu garantisi gibi hasta ve yatak doluluk garantisi veriliyor. Hastane hedeflenen kapasiteye ulaşamazsa, aradaki farkı döner sermaye değil, doğrudan Hazine garanti ediyor. Ayrıca hastane içerisindeki otoparklar, dükkânlar ve AVM tarzı yeme-içme alanlarının işletme hakkı da 30 yıl boyunca bu şirkete ait oluyor" diye devam etti.

'DIŞI KAMU İÇİ ÖZEL'
"Bu uzun vadeli ihaleler, kapitalist mantıktaki rekabeti bile ortadan kaldırarak bir şirkete tekel alanı yaratıyor" diyen Kılıç, şu sözlerle değerlendirmesini sonlandırdı:

Ali Yalçın: Kayıplarımız arttı, seyyanen zam kaçınılmaz
Ali Yalçın: Kayıplarımız arttı, seyyanen zam kaçınılmaz
İçeriği Görüntüle

"Hastanenin dış kabuğu kamu gibi görünse de, içi özel sektöre teslim ediliyor. Bir sonraki adım klinik hizmetlerin de özelleştirilmesi olacaktır ki henüz buna cesaret edemiyorlar. Şehir hastanelerinde uygulanan bu model, iddia edildiği gibi verimli ya da sağlık hizmetinin niteliğini yükselten bir sistem değildir. Aksine, hastane içinde ciddi gerilimlere yol açmaktadır. Bu model çok başarılıymış gibi, hiçbir önü arkası değerlendirilmeden şimdi devlet hastanelerine de taşınması kabul edilemez"

odatv