Gündem

Sağlıkta Yöneticilik Sistemi Alarm Veriyor

Sağlıkta Yönetici Olmanın Cazibesi Kalmadı: Tabipler İçin Makam, Maaş Kaybı Anlamına Geliyor

Sağlık sisteminde uzun yıllardır tartışma konusu olan sözleşmeli yönetici modeli, bugün gelinen noktada özellikle tabipler açısından cazibesini büyük ölçüde yitirmiş durumda. İlk uygulamaya alındığı yıllarda yöneticilik, mali açıdan belirli bir avantaj sağlarken; sonrasında devreye giren taban ödeme, teşvik ve ek ödeme düzenlemeleri bu farkı tamamen kapattı, hatta birçok durumda tersine çevirdi.

personel sağlık / özel haber

Bugün gelinen noktada çarpıcı bir tablo ortaya çıkıyor:
Bir aile hekimi ile il sağlık müdürü neredeyse aynı maaşı alıyor.
Hastanede görev yapan bir uzman hekim, aynı kurumun başhekimi olan doçentten daha yüksek gelir elde edebiliyor.

Yönetici Olmak Artık “Terfi” Değil

Sistemde aktif çalışıp, emsali memurlara göre yüksek ücret alan tek kesim, tabip dışı başkan ve başkan yardımcıları olarak öne çıkıyor. Bu iki grubun dışında kalan yönetici kadrolarında ise tablo oldukça dikkat çekici:

  • Hastane müdürü ve müdür yardımcıları, acil servis ya da yoğun bakımda görev yapan bir hemşireyle hemen hemen aynı maaşı alıyor.

  • Müdürlüklerde görev yapan uzman personel, 1. derece lisans mezunu bir hemşireyle eşdeğer gelir seviyesinde bulunuyor.

Bu durum, yönetici kadrolarının hem mali hem de mesleki anlamda cazibesini ortadan kaldırıyor.

“Bilerek Talep Olmasın Diye mi?”

Sağlık camiasında yaygın kanaatlerden biri, bu ücret politikasının bilinçli olarak yönetici olma talebini düşürmek amacıyla uygulandığı yönünde. Öyle ki siyasi gücü ve imkânı olan bir aile hekimi uzmanı “canı sıkılıp” il sağlık müdürü olmak istemesi halinde 45–50 bin lira civarında gelir kaybını göze alması gerekiyor.

Benzer bir durum hastaneler için de geçerli. Mevcut maaş dengesi nedeniyle önümüzdeki süreçte başhekimlik için ciddi çekişmeler değil, aksine kaçınma eğilimi yaşanabileceği değerlendiriliyor. Bu açıdan bakıldığında sistem kendi içinde “mantıklı” bir denge kurmuş gibi görünse de, başka bir sorunu derinleştiriyor.

Asıl Sorun: Liyakat

Maaş dengesi sağlanmış gibi görünse de, sağlık yönetiminde liyakat sorunu hâlâ çözülebilmiş değil. Özellikle tabip dışı yönetici profillerinin niteliği ciddi eleştirilere konu oluyor. Kâğıt üzerinde yeterli görünen mezuniyetler, uygulamada karşılığını bulamıyor.

Yüksek lisanslı, hatta doktoralı personelin sistemin dışına itildiği; buna karşın yönetim becerisi ve akademik altyapısı zayıf profillerin kritik görevlerde yer aldığı yönündeki eleştiriler her geçen gün artıyor.

Sağlıkta yönetici olmanın maddi ve mesleki karşılığının kalmaması, yalnızca bireysel tercihleri değil; kurumsal kaliteyi ve hizmet verimliliğini de doğrudan etkileyen bir sorun olarak öne çıkıyor.

Sınav Olmayınca Yönetim Geçici, Keyfi ve Kırılgan

Sağlık yönetiminde sınav mekanizmasının olmaması, yöneticiliği bir kariyer basamağı olmaktan çıkarıp geçici, kişiye bağlı ve kırılgan bir pozisyona dönüştürüyor. Her idari değişiklikte yönetim kadrolarının neredeyse tamamen yenilenmesi; bilgi birikimi, kurumsal hafıza ve devamlılık açısından ciddi kayıplara yol açıyor.

Oysa sağlık camiasında sıkça dile getirilen görüşe göre, mevcut kadroların en azından bir kısmının sınavla atanması, sistemde:

  • Sürekliliği,

  • Güçlü ve dinamik bir yönetim yapısını,

  • Liyakati,

  • Ve en önemlisi teşkilatta bir umut ve adaleti sağlar.