Sağlık sisteminin bel kemiğini kadın çalışanlar oluşturuyor. Ekim 2025 verilerine göre, sağlık sektöründe görev yapan insan kaynağının yüzde 57’si kadınlardan oluşuyor. Bu oran, kadınların sağlık hizmetlerinin sürekliliği ve kalitesi açısından ne denli kritik bir rol üstlendiğini bir kez daha ortaya koyuyor.
personel sağlık / özel haber
Kadın–erkek istihdam dağılımının karşılaştırıldığı veriler, sağlık sektörünün genel istihdamdan ayrıştığını da gösteriyor. TÜİK’in Eylül 2025 verilerine göre, genel istihdamda erkeklerin oranı yüzde 67, kadınların oranı ise yüzde 33 seviyesinde bulunuyor. Buna karşılık sağlık sektöründe tablo tersine dönüyor; kadın istihdamı yüzde 57’ye yükselirken, erkeklerin oranı yüzde 43’te kalıyor.
Uzmanlara göre bu veriler, sağlık alanının kadın emeğine dayalı bir yapı sergilediğini ve özellikle hemşirelik, ebelik, hasta bakımı ve destek hizmetlerinde kadın çalışanların ağırlıkta olduğunu gösteriyor. Kadın çalışanların artan sorumluluklarına rağmen çalışma koşulları, teşvik ve özlük hakları konusundaki beklentiler ise gündemdeki yerini koruyor.
Sağlık sektöründe kadın istihdamının bu denli yüksek olması, sistemin sürdürülebilirliği açısından bir güç olarak değerlendirilirken, kadın çalışanların emeklerinin daha görünür ve karşılığının adil şekilde verilmesi gerektiği de vurgulanıyor.
Kadın sağlık çalışanları, yalnızca mesleklerinin değil; anneliğin, fedakârlığın ve toplumsal sorumluluğun da yükünü omuzlarında taşıyor. Bu nedenle doğum izni, annelik izni ve süt izni gibi haklar birer ayrıcalık değil, insan onuruna yakışır çalışma hayatının vazgeçilmez unsurları olarak görülüyor.
Uzmanlar, kadın çalışanların biyolojik ve sosyal sorumluluklarının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgularken; özel gün izinleri ve sosyal izinlerin, iş barışını güçlendiren ve çalışan verimliliğini artıran temel uygulamalar arasında yer aldığını ifade ediyor.
Sağlık sisteminin omurgasını oluşturan kadın emek gücünün korunması için, anneliği destekleyen, aile yaşamını gözeten ve sosyal hayatla çalışma yaşamı arasında denge kuran izin politikalarının yaygınlaştırılması gerektiği dile getiriliyor.
Kadın çalışanlar için tanınan bu hakların, bir lütuf değil; sağlık hizmetinin sürdürülebilirliği ve toplumsal adaletin gereği olduğu vurgulanıyor.