Sağlık sistemi içinde giderek büyüyen bir sorun var: Liyakatsız yönetici atamaları, mobbing, orantısız disiplin cezaları. Bu durum, sağlık çalışanları arasında ciddi bir kırgınlık ve güvensizlik yaratıyor.
personel sağlık / özel haber
Milli Eğitim Bakanlığı’nda, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nda ya da İçişleri Bakanlığı’nda yöneticiler çoğunlukla sınavla belirlenirken; sağlık sisteminde “sözleşmeli yöneticilik” adı altında farklı bir uygulama yürütülüyor. Bu sistemde, objektif bir sınav ya da ölçme mekanizması olmadan yapılan atamalar, sağlık çalışanlarının tepkisini çekiyor.
Oysa sağlık çalışanlarının büyük bölümü yüksekokul ve üniversite mezunu. Yıllarca eğitim almış, emek vermiş, mesleğinde kendini geliştirmiş kişiler. Ancak birçok çalışan, idarecilikle ilgisi olmayan, yöneticilik sınavından geçmemiş, bilgisi ve liyakati ölçülmemiş kişilerin yönetici olarak atanması nedeniyle ciddi bir adaletsizlik duygusu yaşadığını dile getiriyor.
Bu tablo kurum içindeki güveni zedeliyor. İnsanlar küskün, kırgın ve güvensiz hale geliyor. Motivasyon düşüyor, çalışanlar kendilerini geri çekiyor. Sessiz bir tepki, pasif bir direniş hali oluşuyor.
Sağlık çalışanlarının önemli bir bölümü, haklarının yenildiğini düşünüyor. Sınırsız yetki ve geniş imkanlarla donatılan bazı yöneticilerde ortaya çıkan “güç zehirlenmesi” ise sistemdeki sorunları daha da derinleştiriyor.
Ortaya çıkan tablo düşündürücü: Türkiye’nin dev sağlık ordusu, giderek küskünler ordusuna dönüşüyor.
Sağlık çalışanlarının dile getirdiği bir diğer önemli sorun ise mobbing iddiaları. Kurumlarda yöneticilerin uyguladığı baskı ve yıldırma davranışlarının giderek arttığı ifade edilirken, bu durumun çoğu zaman engellenemediği ya da etkin şekilde denetlenemediği belirtiliyor. Hak arayan ya da eleştiren çalışanların çeşitli şekillerde baskıyla karşılaştığını söyleyen sağlık emekçileri, bu ortamın kurum içindeki huzuru daha da bozduğunu vurguluyor. Mobbingin önlenememesi ise kırgınlıkları derinleştiriyor ve sağlık çalışanları arasındaki güvensizliği daha da büyütüyor.
Bir diğer eleştiri konusu ise disiplin süreçleri. Sağlık çalışanları, kurumlarda adeta “her şeye ceza verilir hale gelindiğini” dile getiriyor. Özellikle yürütülen soruşturmalarda görevlendirilen muhakkiklerin her zaman tarafsız davranmadığı, bazı durumlarda idarecilerin bakış açısıyla hareket ettiği yönünde ciddi şikayetler bulunuyor. Bu nedenle disiplin mekanizmasının adalet duygusunu güçlendiren bir araç olmaktan çıkıp, zaman zaman bir baskı ve sindirme aracına dönüştüğü ifade ediliyor. Çalışanlar, cezanın bir yönetim aracı ya da “silah” gibi kullanılmasının kurum içindeki güveni daha da zedelediğini vurguluyor.
Bugün bir anket yapılsa, yöneticilerin çalışanlar arasındaki memnuniyet oranının yüzde 2-3’ü geçmeyeceğini söyleyenlerin sayısı hiç de az değil.
Sistem açık şekilde alarm veriyor.
Bu durum sadece bugünün sorunu değil; yarının çok daha büyük problemlerinin de habercisi olabilir.
Sağlık sisteminde kırılan kalplerin sayısı her geçen gün artıyor.
Ve bu kırgınlığın vebalini taşımak, yarın hiç kimse için kolay olmayacak.