Gündem

Başhekim bıçak parasına savaş açtı!

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi’nde sağlık sistemini sömüren ‘bıçak parası’ usulsüzlüklerine karşı savaş açılırken, halihazırda toplamda 30 ayrı dosyaya yönelik soruşturma sürecinin devam ettiği öğrenildi.

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Hastanesi, son 2 buçuk yılda hayata geçirilen 101 dev proje ve bir dizi açılışla bölgenin sağlık üssü haline gelirken, bir yandan sistemin içine sızmış etik dışı uygulamalara ilişkin köklü mücadele yürütülmesiyle de göz doldurdu. Geride kalan dönemde Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma süreçleri kapsamında aralarında bazı akademisyenlerin yanı sıra asistan ve sekreterlerin de gözaltına alınmasıyla sonuçlanan “rüşvet ve irtikap” operasyonlarına ilişkin olarak Başhekim Prof. Dr. Mücahit Avcil de önemli açıklamalarda bulundu. Hastanede kayıt dışı ödemeler ve uygunsuz yönlendirmelere karşı etkin mücadeleyi sürdürdüklerini duyuran Başhekim Prof. Dr. Avcil, hastaların sistem içinde irtikap ve rüşvet suçuna nasıl yönlendirildiğini de detaylarıyla paylaştı.

Yasalar ve mevzuata göre, “Asla ve asla ve ne şekilde olursa olsun hekim hastadan direkt bir para ya da ödeme alamaz” diyen Prof. Dr. Avcil, cezasızlık algısının ortadan kaldırılmasıyla birlikte konuyla ilgili halkın bilinçlenmesinin de önemini vurguladı. ADÜ Hastanesi’nde görevli hekimlerin ne kadar özverili ve kalifiye olduğunu çok iyi bildiğini de vurgulayan Prof. Dr. Avcil, “Halkımız da biliyor ancak bir sepetteki bir çürük elma ne yazık ki bazen tüm sepeti mahveder” diyerek yaşanan soruna ve konunun önemine de dikkati çekti.

“UYGUNSUZLUKLARI ORTADAN KALDIRIYORUZ”

ADÜ Hastanesinde geride kalan süreçte kamuoyunda ‘bıçak parası’ olarak adlandırılan toplamda 30 ayrı dosyaya yönelik olarak halihazırda 35 kişi hakkında soruşturmalar sürerken, gelinen süreç noktasında “rüşvet ve irtikap” suçlarıyla mücadelede de tarihi başarı kaydedildi. Artık yoğun bakım ihtiyacı dışında başka şehirlere sevk yapılmayan ADÜ Hastanesi’ndeki bir dizi açılış ve yenileme çalışmalarının yanı sıra çok önemli bir iş daha yaptıklarını belirten Prof. Dr. Avcil, “Bu dışarıdan görülemeyen ama sağlık sistemimiz ve insanlarımız için hava gibi, su gibi vazgeçilmez bir husustur. Uygunsuzlukları ortadan kaldırıyoruz ve yasaların istediği şekilde bir sistem kuruyoruz” dedi.

“KONUŞULMASI ZOR BİR KONU!”

Gerek CİMER şikayetleri ve gerekse de doğrudan doğruya ADÜ yönetiminin kararlı tutumu sayesinde etkin mücadelenin sürdüğü ‘bıçak parası’na yönelik olarak konuya açıklık getiren Prof. Dr. Avcil, “Konuşulması zor bir konu ama birisinin çıkıp vurgulaması lazım. Bunu değerli Rektör hocam Prof. Dr. Bülent Kent, değişik ortam ve zamanlarda dile getirdi ve bize de stratejik bir hedef koydu. Biz hekimler ve sağlık çalışanları tababeti uygularken tıbbi kurallar, bilim, vicdan, ettiğimiz yemin ve tabii ki yasalar çerçevesinde hareket ederiz. Ücretsiz sağlık hakkı Anayasamızın 56. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre “Herkes sağlık hakkına sahiptir. Hiç kimse temel sağlık hizmetlerinden mahrum edilemez.” ibaresi ile güvence altına alınmıştır” dedi.

‘MESAİ DIŞI ÖZEL İŞLEM’E AÇIKLIK GETİRDİ

Hastaların bir hekime ya da başka bir çalışana herhangi bir para ödemeden sağlık hizmetinden yararlanabilmesi gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Avcil, “Bu durumun tek alt başlığı 2547 sayılı yasa ile sadece üniversitelere verilmiş olan mesai dışı özel işlem, yani kısa tabiri ile MDÖ’dür. Bu yasanın, ‘Mesai saatleri dışında yapılması’ ve ‘Bizzat hoca tarafından yapılması’ şeklinde iki unsuru vardır. Madem ücretsiz sağlık hakkı var, peki bu yasa niye var? Aslında altında yine halkımızın sağlık hizmetine ulaşımını sağlamak amacı yatmaktadır. Üniversite hocaları çok uzun yıllar boyunca eğitim alır ve tecrübe kazanır. Hepimiz mesleğimizle ilgili yurt dışına çıkıyoruz, yeni gelişmeleri takip ediyoruz. Dahası kendimiz akademik çalışmalar ile bilimi geliştirmekteyiz” diye konuştu.

YASANIN ÖNEMİNİ VURGULADI

‘Mesai Dışı Özlem İşlem’e de açıklık getiren Prof. Dr. Avcil, “Bir uzman hekimin yetişmesi için tıp fakültesi (6 yıl), uzmanlık eğitimi (yaklaşık 4 yıl) ve zorunlu hizmet (2 yıl) gerekir. Sonrasında devlet ve şehir hastanelerinde standart sağlık hizmeti sunmaya başlar. Bir üniversite hocası ise bunların üstüne Dr. Öğr. Üyeliği (yaklaşık 4 yıl), doçentlik (5 yıl) süreçlerinden geçerek profesör olur. Tüm bu süreçte onlarca yayın yapar, bir sürü ek eğitime katılır, asistan ve öğrenci eğitir. Tüm bunlar muazzam bir tecrübe ve birikime neden olur. Şimdi hastalıklar yelpazesine bir bakalım. Standart bir safra kesesi veya pankreas hastalığını uzmanlık eğitimini tamamlamış her ilgili cerrah yapabilirken, bu bölgenin kanserleri için gerekli olan ve 9-10 saat süren ameliyatları ancak özelleşmiş hekimler yapabilir. Basit bir cilt hastalığına yakalandınız. Poliklinikten aldığınız bir krem ve hap ile iyileşebilirsiniz. Ama bu dirençli ise ve eklemlerinize yayılmaya başladıysa artık bir üniversitenin sizi takip etmesi gerekir. İşte bu yüzden bu yasa mevcuttur” dedi.

“HEKİM HASTADAN DİREKT BİR PARA ALAMAZ”

MDÖ işlemlerinde hastaların işlemle ilgili ödemeyi vezneye veya hastane hesabına online olarak yaptığına değinen Prof. Dr. Avcil, “Özellikli ve uç hastalar şifaları için rutin dışı, geniş vakit ayrılan bir bakım gerektirir. Diğer bir husus ise bu işlemlerin mesai dışı yapılmasıdır. Yani hastane tüm gün 5-6 bin hasta bakar. Mesai bittikten sonra ekstra bir kapasite sağlanır; laboratuvarından ameliyathanesine kadar sistem çalışmaya devam eder. Böylece sağlık hizmeti nicelik ve nitelik olarak artırılmış olur. Bu bilgilendirmeden sonra çok önemli bir hususu belirtmem gerekir. MDÖ işlemlerinde hastalar işlemle ilgili ödemeyi vezneye veya hastane hesabına online olarak yaparlar. Asla ve asla ve ne şekilde olursa olsun hekim hastadan direkt bir para ya da ödeme alamaz. Bu durum yasalarımızda irtikap suçu olarak sınıflandırılır. Hasta sağlığı için mecbur bırakılarak para vermeye zorlandığı için parayı alan hekim suçlu bulunur. Eğer bir mecburiyet veya zorlama olmadan hasta bu parayı hekime elden verirse bu sefer irtikap değil rüşvet suçu işlenmiş olur” diye konuştu.

HASTALAR İRTİKAP SUÇUNA NASIL YÖNLENDİRİLİYOR?

Hastaların irtikap suçuna nasıl yönlendirildiğini de detaylarıyla paylaşan Prof. Dr. Avcil, “Peki genelde hastalar bu irtikap suçuna nasıl yönlendirilir? Bunu halkımızın bilmesi çok önemlidir. Hastanın sağlık hizmetine ulaşma hakkı hekim tarafından kısıtlanır, ertelenir ya da zorlaştırılır. Sonra muhtemelen bir sağlık çalışanı hastanın yanına gelir ve der ki; ‘Amca sen günlerdir bekliyorsun. Bak bu doktorun yanına git, işlemin hemen olsun. Yoksa çok beklersin. Hastalığın kötüye gidiyor.’ Tabii hastamız da çoğu zaman can korkusu ile bu parayı vermeyi tercih eder. Diğer bir yöntem ise hastanede bulunan bir malzemenin ya da kitin dışarıdan alınmasıdır. Hastanede PRP kiti vardır fakat hekim der ki: “Hastanedeki pek iyi bir marka değil, sen git dışarıdan bunu al gel, bunu yapalım.” Bu uygunsuz süreçler nasıl etkilere yol açar? Bu tam anlamıyla sağlık sisteminin kanseridir. Bu mutlaka tedavi edilmelidir” ifadelerini kullandı.

“BU SİSTEM HASTALARIN ÖLÜMÜNE NEDEN OLUR”

Söz konusu uygunsuz sistemin hastaların ölümüne neden olduğunu da üstüne basa basa vurgulayarak vatandaşlara çağrıda bulunan Prof. Dr. Avcil, “Ne var ki, parasını versin ameliyatını olsun.” Peki parası olmayan? İmkanı olmayan? İşte bu sistem nihayetinde hastaların ölümüne neden olur. Anayasanın vatandaşa sağladığı ücretsiz sağlık hizmeti ihlal edilmiş olur. Bir hasta kendini kurtarırken 99 hasta sürünür ya da ölür. Bu kanseri yok etmek için hastalar yani vatandaşlarımız, yönetim, doktorlar ve kolluk kuvvetleri birlikte çalışmalıdır. Tüm halkımıza buradan sesleniyorum: Hastanemizde para ancak vezneye ya da hastane resmi hesabına yatar ve mutlaka makbuzu olur! Aksi durumlara kayıtsız kalmayın ve bildirin” dedi.

“SAĞLIK HAKKI BU YOLLA GASP EDİLEMEZ”

Türkiye’de hastane dışında sağlık hizmetinin sadece Sağlık İl Müdürlüğü tarafından ruhsatlandırılmış muayenehanelerde yapılabildiğini belirten Prof. Dr. Avcil, “Diğer çok önemli bir husus da şudur; Hastanede tedavi olmak isteyen bir hasta muayenehaneye yönlendirilemez. Sağlık hakkı bu yolla gasp edilemez. Dışarıda muayenehaneye gitmek istiyorsanız ruhsatını muhakkak sorgulayın. Hastaneden biri yönlendirme yapıyorsa bunu da yönetime bildirin. Peki yönetimler bu uygunsuzlukları durdurmak için ne yapar? Yukarıda iki mekanizma anlattım. Bu mekanizmaların ilkinde hastalar sistem bilerek tıkatılarak ya da ertelenerek bu sisteme yönlendirilir ya da dışarıdan malzeme almaya ikna edilir. Yönetimler de sistemin tıkanmasını engellemelidir. Gerekli tüm malzemeyi hastanede depolarda bulundurmalıdır. Biz de bunu yaptık. Tespit edilen her durumda normal yollardan akışın sağlanması için gerekenler yapıldı. Her malzeme alındı ve depolara konuldu” diye konuştu.

“KANSERİ TEMİZLEMELİYİZ”

Cezasızlık algısının ortadan kaldırılmasıyla birlikte konuyla ilgili halkın bilinçlenmesinin de önemine dikkati çeken Prof. Dr. Avcil, “Tabii sadece bunlar yetmez. Cezasızlık algısının ortadan kalkması ve halkımızın bilgilendirilmesi gerekir. Şu anda da tek amacım budur. Gerek hastanemizde gerekse ülkemizde yüzlerce, binlerce çok değerli hekim vardır. Ben de hastanemdeki hekimlerin ne kadar iyi, ne kadar özverili ve ne kadar kalifiye olduğunu çok iyi biliyorum. Halkımız da biliyor. Bir sepetteki bir çürük elma ne yazık ki bazen tüm sepeti mahveder. Halkımız kayıtsız kalmasın. Bu ülke büyük bir ülkedir. Vatanımız da kutsaldır. Sahip çıkmalıyız. Kanseri temizlemeliyiz” ifadelerini kullandı.(Nazilli Havadis)