Antalya'da Sağlık Teknikerinden 225 Milyonluk Vurgun: Akademik Yükselişteki Şüpheli Adımlar
Akdeniz Üniversitesi'nde bir sağlık teknikerinin, ABD borsasında yüksek kazanç vaadiyle aralarında profesörlerin de bulunduğu çok sayıda sağlık çalışanını dolandırdığı iddiası, aynı zamanda üniversite içindeki hızlı kadro yükselişini de mercek altına alıyor.
Personelsaglik.NET yazarı CEREN YILDIZ tarafından derlenmiş ve aktarılmıştır.
Antalya'da, Akdeniz Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu'nda görevli F.A.'nın, sağlık teknikerliğinden öğretim görevlisi kadrosuna 'jet hızıyla' yükseldiği iddiaları, beraberinde getirdiği 225 milyon TL'lik vurgun dosyasıyla birlikte değerlendiriliyor. F.A., kendi geliştirdiği robot yazılımı ve ABD borsasında yatırım vaadiyle AÜ Hastanesi, Antalya Şehir Hastanesi ve Antalya Eğitim Araştırma Hastanesi'ndeki doktorlar ve sağlık çalışanlarını yüksek miktarlarda para alarak dolandırdı. Olayın bazı aşamalarında, Antalya Eğitim Araştırma Hastanesi'nde hemşire olarak görev yapan eşi F.A.'nın aracılık yaptığı ifade ediliyor.
Emniyet Müdürlüğü ve Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvuran A.M., M.A., S.H.S., S.Ö., O.K., Ş.Ş., N.Y. ve S.T.Ç. isimli profesör, doktor ve sağlık çalışanları, yaklaşık 225 milyon TL dolandırıldıklarını beyan ederek şikayetçi oldu. Şikayetçiler arasında, F.A.'nın yüksek lisans tez jürisinde yer alan bazı akademisyenlerin de bulunduğu ileri sürülüyor.
Kariyer Yolculuğunda Soru İşaretleri
F.A.'nın kariyer basamakları, dosyanın en dikkat çekici başlıklarından birini oluşturuyor. Erciyes Üniversitesi Sosyal Hizmetler Meslek Yüksekokulu mezunu olan F.A., bir dönem Erciyes Üniversitesi'nde paramedik olarak görev yaptıktan sonra KPSS ile Akdeniz Üniversitesi'ne geçti. 2008 yılında sağlık teknikeri olarak atanan F.A., hastane ve üniversite çevresinde geniş bir temas ağı kurmaya başladı. Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nda Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik alanı için açılan kadro ilanında, 'Tıp bilişimi veya biyoistatistik ve tıp bilişimi alanında yüksek lisans sahibi olmak ve ders verme tecrübesi bulunmak' şartı yer aldı. F.A.'nın yüksek lisansını 11 Eylül 2017 - 26 Haziran 2019 tarihleri arasında tamamladığı, kadroya başvurusunun ise 23 Ekim 2019'da yapıldığı belirtildi. Yüksek lisansını yeni tamamlamışken, kısa süre içinde şartları kendisine uygun olduğu öne sürülen kadro ilanına başvuran F.A., 22 Kasım 2019 tarihinde öğretim görevlisi olarak atandı.
Kadro ilanındaki 'ders verme' şartını sağlayabilmesi için F.A.'nın, 2018-2019 eğitim öğretim yılı bahar döneminde Enformatik alanında görevlendirildiği iddia edildi. Bu görevlendirmeyi onaylayan ismin de daha sonra mağdur olduğu iddia edilen kişiler arasında yer aldığı öne sürüldü. Ayrıca, F.A.'nın öğretim görevlisi olarak atanmasının ardından hastanede 'danışmanlık' adı altında döner sermayeden pay aldığı ortaya çıktı. Bu ödemenin 17 Ağustos 2020 tarihine kadar sürdüğü, mevcut yönetim döneminde ise kesildiği belirtildi. Dönemin başhekiminin, hastane acil afet yönetimi ve çalışan güvenliği konularında danışmanlık yapmak üzere F.A.'nın görevlendirilmesini talep ettiği ileri sürüldü.
Kaçış ve Soruşturma
Doktorların dolandırıldıklarını anlamaları ve şikayetçi olmaları üzerine F.A., 1 Temmuz 2026 günü Fransa'ya kaçtı. F.A.'nın ABD'ye gitmeyi planladığı, şikayet erken yapıldığı için gidemediği, ardından Fransa'ya kaçtığı belirtildi. Şikayet sonrası gözaltına alınan eşi F.A. ise ifadesi alındıktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Eşi F.A., eşinin 'İstanbul'a gidiyorum' diyerek çıktığını, yaptığı hiçbir şeyi bilmediğini, yaşam tarzlarında değişiklik olmadığını ve atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etti. Olayla ilgili olarak AÜ'nün eski rektörü Prof. Dr. Mustafa Ünal, kendisiyle ilgili iddiaları yalanlayarak parasal bir ilişkisinin olmadığını söyledi.
Bu vaka, sağlık kurumlarında güven ilişkisinin ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Sağlık çalışanlarının, mesai arkadaşlarına duydukları güvenin suiistimal edilmesi, sadece maddi kayıplara değil, aynı zamanda kurum içi moral ve motivasyonun ciddi şekilde zedelenmesine yol açıyor. Sağlık Bakanlığı ve üniversite yönetimlerinin, bu tür olayların tekrarlanmaması için iç denetim mekanizmalarını güçlendirmesi, kadro atamalarında şeffaflığı artırması ve çalışanların finansal okuryazarlığını destekleyecek eğitim programları düzenlemesi elzem hale gelmiştir. Aksi takdirde, bu tür vurgunlar, sağlık sisteminin en değerli sermayesi olan insan kaynağının güvenini ve bağlılığını derinden sarsmaya devam edecektir.