Para kazanma hırsıyla bebeklerin ölümüne yol açan vicdansızlarla yolu 10 yıl önce kesişti. Bebeğini, her satırı kan donduran Yeni Doğan İddianamesi'nde adı geçen Fehmi Alperen'in idare amiri olduğu Özel Esencan Hastanesi'nde dünyaya getirdi. Bahçelievler'de yenidoğan hemşire olmasına rağmen, erken doğum riski nedeniyle kendi hastanesi yerine evine yakın bu hastaneyi tercih etmişti.
Adı aylar öncesinden belirlenen Burks Nef, 6 Kasım 2016'da, beklendiği gibi zamanından önce geldi dünyaya. Bu durumda ciğerlerinin gelişmesi için ilk 30 dakikada yapılması gereken surfaktan tedavisi, iddiasına göre 12 saat sonra yapıldı. Surfaktan, yenidoğan çetesinin hastanelerden çalıp el altından satarak para kazandığı ve SGK'yı dolandırdığı iddia edilen Curosurf adlı ilacın ta kendisiydi.
Doğum sırasında belinden aşağısı uyuşturulduğu için küvöze alınan bebeğini ancak 6 saat sonra görebildi. Gördüğünde bebeğin vücudu tamamen mordu ve surfaktan tedavisi yapılmadığı için burundan hava desteğiyle nefes alıyordu. Bir sonraki ziyaretinde doktorun bebeği yaşam destek ünitesinden çıkardığını fark etti. Dili dışarıdaydı, başı şişmişti. Yoğun bakımda muayenesini yapıp bacaklarının da tutmadığını fark ettiği için bir daha bebeğinin yanına girmesine izin verilmedi.
Bu gelişmenin ardından doktor kongreye gitti, kuvözdeki bebeklere bakan doktor kalmadı. Burks Nef bebek, annenin ısrarıyla 16. gün Koç Hastanesi'ne kaldırıldı. Bu defa donanımlı bir ambulans yerine sağlık personelinin dahi bulunmadığı bir ambulansla gönderildi yeni hastanesine. Beyin kanaması gibi ağır bir tablo sergileyen minik bebek, ancak hastaneden verilen epikriz raporuna göre neredeyse yürüyecek kadar sağlıklıydı.
Burada Burks Nef bebeğin beslenmediği ortaya çıktı. Esencan Hastanesi'nde aç bırakılmıştı. Ameliyata alındı ancak çok geç kalındığı için tüm çabalara rağmen kurtarılamadı. Bebek yoğun bakım hemşiresi Arzu Başaran, dokunmasına dahi izin verilmeyen bebeğinin cansız bedenini doğumun 20. gününde kucaklayabildi.
10 YIL BOYUNCA SONUÇ ALAMAYAN MÜCADELE
Bebeğini toprağa verdiğinin 45. günü sağlık kurumlarını ağ gibi saran Yenidoğan Çetesi'ne karşı savaşa başladı. Bebeğin naklinin yapıldığı tarihe ait kayıtların siber saldırı sonucu silindiğinin söylendiği, İstanbul'da bin 600 bilirkişi olmasına rağmen 5 dosyaya da aynı bilirkişinin tayin edildiği, Yenidoğan Çetesi lideri Fırat Sarı'nın Esencan Hastanesi doktorları lehine ifade verdiği akla, mantığa uymayan sonuçlar aldı 10 yılda.
Nihayet 10 yılın sonunda, bebeğinin ölümünün Yenidoğan Çetesi ile ilişkili olduğunu kabul eden kamu davasında tanık olarak ifade vermeye davet edildi.
Arzu Başaran, 11 Eylül'de vereceği ifadede, kendi bebeği Brusk Nef Başkıran'ın soruşturmasında kaçak doktor çalıştırılmasıyla ilgili şikâyetini göz ardı eden dönemin İl Sağlık Müdür Yardımcısı'nı, beyin kanaması geçirip ameliyat olan bir bebeğin otopsi raporunda “beyinde kanama yoktur” yazan Adli Tıp Kurumu yetkililerini, hastane ve doktora kusur bulununca raporları hasır altı edip Yenidoğan Çetesi ile bağlantısı ortaya çıkan doktordan rapor alanları anlatacak.
Kaçak doktor çalıştırdığını bildiği hâlde hastaneye ceza kesmeyen dönemin İl Sağlık Müdürü'nün tanık olarak dinlenmesini isteyecek. Belki de 22 Ocak 2027'de görülecek davada Yenidoğan Çetesi'nin görünmeyen yüzünün ortaya çıkmasına yardımcı olacak.
112 Acil Çağrı Merkezi'nin bazı çalışanlarıyla ortak hareket ederek yeni doğan bebekleri önceden anlaştıkları özel hastanelere sevk edip ölmelerine yol açan çeteye karşı 10 yıldır verdiği savaşta sesini duyurmak için yasal tüm imkânları kullanan Hemşire Arzu Başaran ile kamu davasına günler kala yaşadığı zorlu süreci konuştuk.
KENDİ ÇOCUĞUMUN ÖLÜM HABERİNİ BEN VERDİM”
— Yıllarca bebeklerin hayata tutunmasını sağlarken sizin bebeğinizin de yoğun bakımda yatabileceğini düşünmüş müydünüz?
Bebeğimle ilgili hep güzel hayaller kuruyordum. Ama 2012'yle 2015 yılları arasında Bayındır Devlet Hastanesi'nde çalıştım. Ben de Bayındır Arapbaşı köyündenim. En çok korktuğum şey, “Bir gün şu kapıdan annem, babam veya kardeşim ağır yaralı veya kalp krizi geçirmiş olarak girecek. Benim önümde, benim elimde vefat edecek ve ben çıkıp bunun ölüm haberini vermek zorunda kalacağım” diyordum. Her nöbette gözümün önüne gelen bir düşünceydi.
Boşmuş. Kendi çocuğumun ölümünü çıkıp ben haber verdim. Herkes heyecanla yüzüme bakarken kendi bebeğimin ölüm haberini vermek zorunda kaldım. Bu daha kötü bir şeydi.
Bebeğime, “Senden çok özür diliyorum annem. Affet beni” dedim. “O günden bugünü görseydim, seni o hâlinle kucağıma alır gene de buraya getirirdim” dedim. Mosmor yola çıkarırsam ölür korkusuyla getirmedim çocuğumu ama daha kötü, en ağır şekilde getirdim.
— Yenidoğan yoğun bakımda çalışmayı kendiniz mi istemiştiniz?
Tabii, yıllarca çocuk ve yenidoğan hemşireliği yaptım. Acil hemşireliği yaptım. Ama bebeğim öldükten sonra bir daha yenidoğan acil bakıma da çocuk hemşireliğine de adımımı bile atmadım. O dönemde beni talebim üzerine yetişkin pansuman ve enjeksiyona verdiler.
Bazen pansumana ya da enjeksiyona çocuk geliyordu. Allah bin kere razı olsun diğer arkadaşlarımdan. Yer değiştiriyorduk. Bebek ağlamasına, çocuk ağlamasına bile tahammülüm yoktu. Sinirlerim bozulup ağlamaya başlıyordum.
“GEÇ ANNE OLDUĞUM İÇİN RİSK FAKTÖRÜ DİYORLAR”
— Geç anne oldunuz gibi bir şey mi okudum?
Doğum yaptığımda 35 yaşındaydım. Geç anne olunca risk faktörü var ya. O yüzden aksilikler oldu, öldü demeye getiriyorlar. Ben ikinci çocuğumu 40 yaşındayken doğurdum. O da sıkıntısızdı.
Ben genetik raporunu aldım ama onların sığındıkları nokta burası. Çocuğumun sapasağlam doğduğuna dair belge var elimde. Genetik raporu elimde. İnanmıyorsanız bebek kordonu bende. Ona da inanmazsanız gidin mezarı orada alın, kemiğinden tekrar bir örnek. Bakalım genetik olarak problem var mıymış, yok muymuş? Bu kadar basit.
“İLK İHBAR 2015’TE GELİYOR”
— Yenidoğan Çetesi'yle ilk mücadeleye başlayan sizsiniz diyebilir miyiz?
İlk ihbar 2015'te geliyor. Bir doçent, “Devlet kurumlarından özel hastanelere para karşılığı bebekler sevk ediliyor. Ay sonunda bu paraları toplayıp çatır çatır yiyorlar. Devletin kurumlarına leke düşüyor. Ben güçlü hastane sahiplerinden korkuyorum. Ne olur bir şeyler yapın” diyor.
Sağlık Bakanlığı müfettişi Nihat Sabuncu, 2005'e kadar dönerek şikâyeti araştırıyor. Bunların mal varlıklarını, bütün yatan çıkan parayı alıyor. Yaklaşık 100-120 kişiyi soruşturuyor.
Bunun içinden 50 kadarı mal varlığını açıklayamıyor. Bunun üstüne SGK'dan faturaları istiyor. Ama SGK, “Kişisel Verileri Koruma Kanunu kapsamında veremem” diyor. Nihat Sabuncu'nun elini bağlıyor.
Bunun üzerine Nihat Sabuncu, 18 Kasım 2016'da “Bakın bunlar mal varlığını açıklayamadı. Araştırın” diyor, benim çocuğumun ölümünden 8 gün önce. Çete çok daha önce çalışmaya başlamış.
“YAKLAŞIK 23 SORUŞTURMA VAR”
— Bu çeteyle mücadele etmek için kaç dava açtınız?
Bir hukuk davam var. Bir hastaneye açılan davam var. Yaklaşık 23 tane soruşturma var. Anayasa Mahkemesi'ne 5-6 tane başvurum var. Hiçbiri kabul edilmedi. Sebep ne? İç hukuk yolları tüketilmedi. Yargıtay'a gidemiyorum. Gidebildiğim tek yer Anayasa Mahkemesi. O da iç hukuk yolları tüketilmedi diyor. Yani tüketmek için daha nereye gideceğim?
“FIRAT GİDER, ARZU GELİR; DEĞİŞEN BİR ŞEY OLMAYACAK”
— Hâlâ bunların birileri tarafından korunduğunu mu düşünüyorsunuz?
Hayır, korunduğunu değil. Bunlara kesin ceza kesecekler. Bunlar bir ailenin şımarık çocuğu gibi. Fırat Sarı, medya maymunu.
Buradan birçok kişi nemalanıyor. Bunlar ilaçları satıp daha farklı kazançlar elde ettikleri, bunları zarara uğrattıkları için diskalifiye ediliyorlar. Yani Fırat ve ekibi gidecek, mesela Arzu ve ekibi gelecek. Ama Adli Tıp yine istediği gibi rapor teslim edecek. Sağlık Müdürü yine Bebek Ölümleri Komisyonu'ndan kapatacak. Anayasa Mahkemesi yine iç hukuk yolları tüketilmedi diyecek. Yine bezdirme politikası uygulanacak.
Bu nedir? Ali gider, Ayşe gelir. Fırat gider, Arzu gelir. Değişen bir şey olmayacak ki. İstersen milyon tane sağlık personelinden bir çete kur. Sen sağlık müdürlüğünü, adli tıbbı ayarlamadığın sürece yakalanırsın.
“İKİ DEFA MAĞDURUM”
Siz bu çeteyi koruyanları yok etmediğiniz sürece, bu sistemi bir kere herkesin göreceği şekilde kırmadığınız sürece bu antihipokratlık devam edecek. Ben iki defa mağdurum. Bir, bebeğini kaybetmiş anne; iki, sağlık sektöründeki bir personel olarak. Biz alnımızın teriyle çalışırken bunların para hırsı yüzünden bizim mesleğimiz kirleniyor.
Benim bebeğime ilk 30 dakika içinde surfaktan verilmesi gerekirken bunlar yaklaşık 12 saat sonra verdiler. Entübasyonu da yaklaşık 16 saat sonra yaptılar. Kandaki karbondioksit değeri 45 ve üstü ise hayati riski vardır. Benim çocuğumu ilk mor gördüğümde bu değer 52, sonra 105'e çıkıyor. 2,5 katı.
Ben bebeğimin hâlâ nasıl yaşayabildiğine inanamıyorum. Ardından beyin kanamasından dolayı ağır özürlü oldu. O kanama olmasa da böbrekler, diğer organları karbondioksite bağlı o kadar hasar gördü ki diri diri boğuldu benim çocuğum.
“NASIL ÖLDÜRÜLECEĞİNİ BİLMİYORDUM, BUNLARDAN ÖĞRENDİM”
Yıllarca bir bebeğin nasıl yaşatılacağını öğrendim ama nasıl öldürüleceğini bilmiyordum. Bunlardan öğrendim.
Ben, “Burada bir tıbbi hata var. Bunu kapatmak için herkes el birliğiyle sahte raporlar düzenliyor” diye düşündüm. Bunların para için çatır çatır insan öldürdüklerini bilemedim. Tek yanıldığım nokta bu oldu.
“HÂLÂ PSİKOLOJİK TEDAVİ GÖRÜYORUM”
— Bu olaydan sonra psikolojik tedavi gördünüz mü?
Gördüm, hâlâ da görüyorum. Mesela Yenidoğan Çetesi'yle ilgili kamu davası açıldığı gün ben ağlayarak geldim iş yerine. Arkadaşlar, “Senin açından çok iyi” dedi. Dedim, “Neresi iyi? Kaç tane bebek öldü? Engelleyemedim.”
Çoğu psikiyatristin, psikoloğumun bana söylediği şey şu: “Sen daha çocuğun acısını yaşamadın.” Evet, yaşamadım. Sen bana kapanış vermedin ki.
Ben çocuğumu mezara gömdüm. Geri geldim. Koca bir sistemle savaşa girdim. Hâlâ da o sistemle savaşıyorum. Şu anda öldüğü zamankinden daha kötüyüm. Neden? O zaman sadece benim acım vardı. Şimdi ben sesimi duyuramadığım için kaç tane daha insanın acısı var.
O annelerle röportaj yapmışlar. Denk geldim, izleyemedim bile. Sadece kadının bir cümlesi yetti bana: “Ama neden benim bebeğim?” dedi. O anda koptum. Seyredemedim. Seyredemiyorum.
Bana birçok kişi, “Arzu, git onlarla tanış, bir araya gelin, beraber sesiniz daha güçlü çıkar” diyor. Ben tanışamam. Acısını taşıyamam. Ben yıllarca ağlamadan ayakta duracağım diye direnip durdum. Benim şimdi esas ayakta durmam gereken dönem. E, ben nasıl o kadının yüzüne bakayım?
“BU İŞİN İÇİNDE KİM VARSA CEZALANDIRILSIN”
— Ne yapılmasını istiyorsunuz şu andan itibaren?
Ben şu andan itibaren bu işin içinde kim varsa cezalandırılmasını istiyorum. Benim dosyamı kapatan dönemin İstanbul İl Sağlık Müdürü'nü tanık olarak çağıracağım.
Para karşılığı özel hastanelere bebek sevk ediliyor diye yapılan şikâyette mal varlığını açıklayamayan Merih Çetinkaya ve Serdar Cömert, benim dosyamda İl Sağlık Müdürlüğü'ne rapor yazıp hastaneyi aklayan doktorlar.
Dünya üzerindeki bütün insanları, bütün her şeyi benim hizmetime verseniz, tapınsalar, bu çocuk mezardan çıkmadığı sürece benim için anlamı yok. Ama bir tane bebeğin bile toprağın altına girmesini engellersem o zaman ben boşuna savaş vermemiş olacağım. Benim bebeğim de boşuna ölmemiş olacak.
Ve ben şurada yanıldığımı kabul ediyorum. Ben bunların para için bile bile çocukları öldürdüğünü düşünemedim. Benim en büyük hatam bu.