Doktorunuzu hangi sosla alırsınız?

Doktorunuzu hangi sosla alırsınız?

Her emek kutsaldır. Her emek saygıyı hak eder. Her emek karşılığını ödemeyi gerektirir ki sürdürülebilir olsun.

-Ve kimse parasını ödedi diye evine çağırdığı tesisatçı, temizlikçi yada servis elemanı üzerinde hak iddia edemez. Emeği tekrar istediğinde, “Geçen sefer ödemiştim bu seferde sizden olsun...” demez.
- Komşunuz esnaftır, ihtiyacınız olan ürünü ondan alayım da zaten zamanım yok kısa sürede çözeyim dersiniz. Dükkanda size en fazla bir bardak çay ikram edilir, ücretini öder (hatta bazen fazlasını öder) ihtiyacınızı alır, teşekkür eder çıkarsınız. Oysa aynı komşu size annesini, çocuğunu evinizde dinlenme saatinizde çay içmeye gelip danışır, hastanede yardım ister, sizde yaparsınız ve bunun karşılığını istemeyi, yada yardım etmemeyi düşünmezsiniz bile. 
- Belediyede, bankada, berberde insanlar sıra bekler. Kimse orada beklerken olay yaratmaz ki doğrusu da budur zaten. Oysa polikliniğe, hatta muayenehaneye gelen hasta biraz beklese başlar sekreteri ve hatta içerdeki hekimi taciz etmeye. Aynı hasta içeri girince de çıkmak istemez. Getirdiği 15 film CD’sine tek tek bakan doktor ağzından cımbızla alır bilgileri. Anlatılan ilaç tarifini kimse not almaz. Kafası karışınca doktoru arar yada yazar,“Benim ilacı nasıl içecektim?” diye. Doktor,“Hatırlamıyorum yada notlarıma bakayım dönerim...” dediğinde de ayıplar,“Nasıl hatırlamazsın!” diye.  
- Hiçbir kağıt oyunu bilmem ben, öğrenciyken hiç vaktim olmazdı ki. 
- Hiçbir zaman ayağımı uzatıp dinlenmeyi de bilmem. Hiç yapmadım ki. 
- Uykum kuş uykusudur. Otuz yıldır her an çalan telefondan olsa gerek. Zaten Rahmetli Barış Manço misali hızlı uyurum, 5 saati yeter mecburen. 
- Her ortamda okurum, çalışırım, uyurum ve yaşarım. Asistanken ayda 20 gece, 26 gündüz çalışmaktan. Uzmanken mecburi hizmette her gece ortalama 3 kez acile gitmekten. Yardımcı doçentken aylık idari icaplar dahil gece hastaneye çağrılınca evde ağlayan ateşli bebeğimi bırakıp acilde saatlerce mesai harcamaktan. Her  şeyin ortasında araştırma yapıp, İngilizce sınavını geçip, doçentlik sınavına okuduğum 20 bin sayfa materyalden 2500 sayfa özet çıkarıp sabahlara kadar hatmekten. Aynı şekilde hazırlanıp profesörlük dosyasını (3 klasör) verdiğimden beri kesinlikle mecbur olmadığım ve asla takdir edilmediğim halde sırf inandığım için bir o kadar makale, kitap, konferans, sosyal çalışma yaptıktan sonra soruyorum size;
- Benim kapımı tekmelemek, her istediğinizde canınızın istediği hakaretleri saymak ve hatta şiddete başvurmakmıdır benim hakkım? 
- Hemşire hanım serviste yatan hastadan kan alırken annesinin canı yanar gibi oldu diye Cimer e şikayet yazan vatandaşın dilekçesini 8.saatte masama koyup acilen cevap bekleyen devletime ne cevap vereyim? 
- Bana devletimin layık gördüğü maaş benim kıdemimdeki dört yıllık okul mezunu idareciden ve hatta özel sektörde sadece 4 yıllık lisans mezunu 10 yıllık çalışan herhangi bir elemanın maaşından bile düşükken evlatlarımı okutup, makul bir şekilde geçinmek için özel hasta bakıyorum diye ben miyim “Paragöz”? 
- Ve yine sorarım size dünyadaki akranlarım sadece Araştırmaları ve kariyerleri ile meşgulken, sistem sürekli onları motive etmek üzerine kurulmuşken, boynumdaki şiddet, SGK, idare, hasta, ekonomi giyotinleri arasında ben nasıl bilim yapacağım? Projeler üretip ülkemi ulu önderimin bana gösterdiği “muassır medeniyetler” seviyesine nasıl getireceğim?  Herşeyden önemlisi bunca kötülük arasında pırıl pırıl gözleriyle bana bakan, motivasyon bekleyen öğrencilerime ne cevap vereceğim? Ne diyeceğim onlara? 
- Üzgünüm 
- Kırgınım
- Çok kızgınım
- Ve beynimi patlatsam da hekimlere karşı oluşan, oluşturulan ve özenle beslenen bu kini, bu öfkeyi, bu şiddeti, yaşatılan tüm bu saçmalıkları an-la-ya-mı-yo-rum… 
- Daha şehitlerimizin kanı soğumadan son 24 saatte 3 büyük hastanede şiddet vakası haberi geldi. Adeta korku filmi gibi. Anlayan anlatabilirse çok sevinirim. 
- Ya da şöyle sorayım “doktorunuzu hangi sosla alırsınız?”

Prof.Dr Aynur Özge-Mersin Mozaik

Ceren YILDIZ

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER